foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

OĞUZ KAĞAN 

Binlerce yıllık tarihinde yüce Türk milletinin feyz kaynağı olan Türk (Oğuz) töresine ad veren, büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan'ın babası Kara Kağan'dı. Kara Kağan’ın bir oğlu dünyaya geldi. Bu çok güzel bir çocuktu. Doğduğunda annesinin sütünü emmedi, daha sonra annesi rüyasında, çocuğun kendisine "Tanrı'ya iman etmedikçe sütünü emmeyeceğini" söylediğini gördü. Annesi bu rüyayı üç gece üst üste görünce, Tanrıya iman etti ve çocuk annesinden bir kere süt emdi ve bir daha emmedi. Adını Oğuz koydular. Oğuz'un bir tek Tanrıya inandığını öğrenen babası, onu bir av dönüşü öldürmeyi planladı. Bu haberi alan Oğuz, putperest babasıyla yaptığı savaşı kazandı. Kara Kağan öldü. Bunun üzerine Oğuz, tahta geçti..

Oğuz Han, aynı zamanda Büyük Hun Türk İmparatorluğu'nun kurucusudur. Türk devlet geleneğinin temel taşlarını koyan, Oğuz Han, Türk töresini; disiplin, adalet, ahlak ve millete hizmet esası üzerine inşa etmiştir. İlk teşkilatı orduyu kuran Oğuz Han, Onlar - Yüzler - Binler - Onbinler diye tasnif yapıp, kumandanlarına da, onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, tümenbaşı diye de unvanlar vermiştir, orduda itaati esas kılmış, itaat etmeyenleri cezalandırmıştır.

Oğuz Kağan'ın üç oğluna Gün, Ay, Yıldız adını verir. Bir daha evlenir ve ondan da üç oğlu olur. Bu oğullarına da Gök, Dağ, Deniz adlarını verir. Gün gelir büyük bir toy (şölen) verir. Halkı çağırır, yenilir içilir sonra beylerine ve halka buyruk verir:

"Ben sizlere oldum kağan, alalım yay ile kalkan nişan olsun bize buyan bozkurt olsun bize uran"

Dünyanın dört bir yanına yarlığı yazdı, elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle yazıyordu: "Ben Türklerin kağanıyım dünyanın dört bucağına hâkim olmam gerekir. Sizlerden itaatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, hediyelerini kabul eder dost sayarım. Her kim de baş eğmez ise, ona gazap eder, üzerine ordu çekip, baskın yapar yok ederim. "Çin Kağan'ı itaatini ve dostluğunu bildirdi, Urum Kağan'ı bildirmedi. Bunun üzerine Oğuz Kağan ordusuyla üzerine yürüdü ve bozguna uğratarak kendine bağladı. Daha sonra Oğuz Kağan, devletin sınırlarını güneyde Hindistan, kuzeyde Sibirya, doğuda Qin Denizi, batıda Akdeniz ve Mısır'a kadar genişletti. Buralarda yaşayan milletleri ve devletleri kendine bağladı.

Oğuz Kağan ve devleti oğulları arasında pay eder. Bozoklar denen, Ayhan Yıldızhan ve Gökhan arasında devleti pay eder. Üç Oklar denen Denizhan, Dağhan ve Günhan oğullarına da "Sizler de Bozoklar altında beylik yapın"

OKTAY RİFAT 

OKTAY RİFATŞair ve yazar Trabzon 1914-İstanbul 1988 Babası Semih Rıfat önemli yöneticilik görevlerinde bulunmuş şair ve aydındı. Ankara Gazi Lisesi'ni  bitirdi. Hukuk okudu. Paris'te Siyasal bilimler üzerine bir süre çalıştıktan sonra askerlik görevi için yurda döndü. Basın Yayın Genel müdürlüğünde çalıştı. Avukatlık görevi ile DDY emekliliğine kadar görev aldı.(1973).İlk şiirleri varlık dergisinde yayınlandı. Yaşayıp ölmek, Aşk ve avarelik, aşağı yukarı, aşk ve avarelik üstüne şiirler, Karga ile tilki,(Yeditepe şiir armağanı),Perçemli sokak, Âşık merdiveni Bu süre içimde tek bir çizgi değil sürekli arayış içinde şiirsel yoğunluğunu hiç yitirmeden çeşitli açıların bakışlarını dener, dilini arıtmaya çalışır şiiri yaşadığı belli olsa bile bazı toplumsal baskıların  arttığı dönemlerde susmayı yeğlemiştir. Latin ve Yunan ozanlarından yaptığı çevriler yanı sıra asıl şairlik ağırlığını şu kitaplarına koyar: Elleri var özgürlüğün, Şiirler, Yeni Şiirler, Çobanlı şiirler, Bir Cigara içimi,(Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü) Denize doğru konuşma, Dilsiz ve Çıplak (Behçet Necatigil şiir ödülü).Oyunları: bir takım insanlar, Kadınlar arasında Oynayıp basılmamış eserleri: Oyun içinde oyun, Atlar ve Filler, Çil horoz, Zabit Fatma'nın Kuzusu, Yağmur sıkıntısı, dirlik düzenlik, İlk romanını altmış yaşında yazmasına rağmen çok başarılı oldu bir kadının penceresinden,, Dana Burnu,(Madaralı roman ödülü ile onurlandırıldı. Bay Lear, ayrıca güncel yazıları ölümüne kadar yayınlanmıştır

OKTAY ARACI 

1936-        Oyun yazarı ilköğrenimini Rize de tamamladı. İ.Ü. İktisat fakültesini bitirdi. İlk oyunu "Dışarda yağmur var" Oyuncu ve yönetmen olarak çalıştığı İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Tiyatrosu’nda oynadı.(1960).1965 te metin yazarı olarak TRT  ye girdi. İstanbul ve Ankara Radyolarında program müdürlüğü İstanbul Radyosu'nda eğitim yayınları müdürlüğü görevlerinde bulundu.1981 de TRT en uzaklaştırılınca devlet memurluğundan istifa etti. İkinci hedef adlı film senaryosuyla 1970 yunus Nadi Armağanı’nı Güngör Dilme' le paylaştı. Ankara Sanat  tiyatrosunca oynanan Seferi Ramazan Bey'in nafile dünyası ile 1971–1972 Ankara Sanatseverler Derneği Ödülü'nü Melih Cevdet Anday'la paylaştı. Devlet Tiyatrosu' nca sahnelenen Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi ile 1979 Türk Dil Kurumu Oyun Ödülü'nü ve 1979 Avni Dilligil tiyatro Ödülü'nü kazandı. At Gözlüğü   adlı oyunu Radyo ve Televizyon derneği Muhabirlerince "Yılın Tv. Filmi "seçildi.(1979).1981–1982 sezonunda Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sergilenen Rumuz Goncagül adlı oyununa Ankara Sanatseverler Derneği'nce yılın tiyatro ödülü verildi.

OKTAY SİNANOĞLU 

OKTAY SİNANOĞLU(1935-İtalya, Bari):Değişik ülkelerde iki kez Nobel Ödülü'ne aday gösterilen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu 1953 yılında, Ankara'da TED Yenişehir Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Sonradan "Kolej" olan lisenin eğitim dili o tarihte tamamen Türkçeydi; takviyeli yabancı dil dersleri vardı. TED tarafından Amerika'ya burslu olarak kimya mühendisliği için yollandı.1956 da ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.1957 de ABD de M.I.T. den birincilikle Yüksek kimya mühendisi oldu;"Alfred Sloan Ödülü'nü" aldı.1959 da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de Kuramsal Kimya doktorasını yaptı; İki ödül kazandı.

1959–1960 da ABD Atom Enerjisi Merkezi'nde araştırmalar yaptı.1961 de hem  Harvard hem de Amerika'nın en tanınmış üniversitesi olan Yale'de kendisinin yeni kauntum (nicem) kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey dersler verdi.1962 de Yale'de 26 yaşında, Batının 300 yılda en genç profesörü oldu. ODTÜ Mütevelli Heyeti, kuramsal kimya bölümünü Türkiye'de de kuran Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere "Danışman Profesör" unvanını verdi. ODTÜ de eğitimin Türkçe olması için eğitim verdi. ODTÜ de eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi.1964 de Yale 'de "Moleküler Biyoloji" konusunda ikinci kürsüsüne atandı.1973 de Almanya'nın  en yüksek "Alexander von Humbolt bilim Ödülü" nü -bursunu değil- kazanan ilk bilimci oldu.1975 de Japonya da "Uluslararası Seçkin Bilimci" ödülünü kazandı. Türkiye Cumhuriyeti devleti, çıkardığı özel bir kanunla, Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Ungan’ını" verdi.1976 da Türkiye Cumhuriyeti  Özel elçisi olarak Japonya ya gönderildi. Türk, Japon Kültür, Eğitim ve Bilim İlişkilerinin temelini attı. Amerika Bilim ve Sanat Akademisi'nin ilk ve tek Türk üyesi oldu. Hindistan devletince davet edilerek Hindistan Cumhurbaşkanı ve bakanlarla görüştürüldü. Meksika 'da Üçüncü Dünya Ülkeleri'nin Bağımsızlığı için çalışmalar yürüttü.1962 den günümüze dek ilk TÜBİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi Ödülü'nü alan Oktay Sinanoğlu 1992 de "Bilgi çağı Ödülü" nü 1995 te "İLESAM Üstün Hizmet Ödülü “nü "Yılın fikir Adamı" ödülü verildi. Yıldız Teknik Üniversitesi, Kazakistan H.A. Yesevi Üniversitesi vb. gibi birçok kuruluşta profesörlük, mütevelli üyeliği görevinde bulundu. Oktay Sinanoğlu Atatürk Kültür Kurumu Asli Üyesidir.250 kadar uluslararası bilimsel yayını, bilimsel kuramları ve çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır.

ORHAN GAZİ 

ORHAN GAZİİkinci Osmanlı Padişahı(Söğüt? 1281-Bursa 1362)

Orhan Gazi sarı sakallı, uzunca boylu, mavi gözlü idi. Yumuşak huylu ve merhametli, fakat yerine göre şiddetli ve şecaatliydi. Fakirleri sever ve ulemaya hürmet ederdi. Son derece dindar, adaletli ve tebaasına kendisini sevdirmesini çok iyi bilirdi. Bizzat halk içine girer, onlarla yemek yer ve dertleşirdi.

Hareketlerinde çok hesaplı davranır ve hiç telaş etmezdi. İznik’i fethettiği zaman Hıristiyanlara göstermiş olduğu insanca muamele, dillere destan olmuştu.

Orhan Gazi'nin her yönden büyük bir insan olduğunu sadece Türkler değil, birçok yabancı tarihçiler dahi tasdik etmişlerdir.
Osman l'in oğludur. Annesi bir Türkmen Bey'i olan Ömer Bey (Edebali) nin kızı Mal Hatun'dur. Çocukluğundan itibaren babası ile birlikte seferlere katıldı. Babasının sağlığında Sultanönü' nün yönetimini üstlendi.1316 da Çavdar aşiretini yenilgiye uğrattı.1317–1318 yıllarında, Sakarya ile Karadeniz bölgelerinde fetihler yaptı.1321 de Mudanya 'yı 1326 da Bursa'yı  fethetti. Aynı yıl babasının ölümü üzerine tahta çıktı. İznik’i kuşattı Bizans İmparatorluğu'nu yenilgiye uğratarak,1330 da kenti sınırlarına kattı.1337 de İzmit’i, 1345 de  Karesi Okulları’na ait toprakları ele geçirdi. Rumeli bölgesinde Gelibolu'yu Tekirdağ ve Bolayır' a kadar ki Marmara kıyılarını ve Çorlu'yu 1356 fethetti. Osmanlılar Dönemi’nde  ilk sikke (madeni Para) Orhan Gazi zamanında basıldı. İlk düzenli ordu kuruldu. Devlet adamı ve askerlerin kılıkları belirlendi. Devlet örgütünün temelleri atıldı, Divan kuruldu.

Osmanlı Devleti'nin  yönetimindeki örgütlenmede gelişme ve başlangıç dönemi, Orhan Gazi'nin saltanat dönemine rastlar. O bu alanda birçok örgütsel çalışmaların başlamasını sağladı. Osmanlı devletinin yönetim merkezi olan divan Orhan Gazi döneminde kuruldu. Devlet adamlarıyla askerlerin giysileri belirlendi. Yaya ve müsellem adı altında ilk resmi ordu kuruldu. Fethettiği bölgelerin halkına adil davranarak onları kazanmaya çalıştı. Ele geçirilen yerlerde medreseler kurdurarak eğitim hizmetlerine ağırlık verdi. Bursa ve İznik'te birer imaret yaptırdı. Bursa'da bir manastırı medrese haline getirdi. Bazı dervişlerle Geyik Baba için zaviyeler kurdurdu. Ölümünde üç oğlu vardı.

Orhan gazi' nin esleri ve çocukları

Orhan Gazi'nin ilk eşi Nilüfer Hatun (Holofira) Yarhisar tekfurunun kızıdır. Bu eşinden Süleyman Çelebi, Murad Çelebi, Kasım Çelebi adında üç oğlu oldu. Türkmen boylarında büyük kardeşe 'Paşa' (baş ağa) demek gelenek olduğu için Süleyman Çelebi hep Süleyman Pasa olarak anıldı, ikinci eşi yine bir Bizans prensesi olan Asporça, üçüncü eşi Bizans hükümdarı Kantakuzenos'un kızı Teodora'dir. Teodora ile evlendiği zaman 58 yaşında, Teodora ise 18 yaşında idi. Siyasî sebeplerle yapılan son iki evlilikten de çocukları oldu. (Asporça'dan İbrahim Çelebi adında bir oğlu, Fatma Hatun adında bir kızı; Teodora' dan ise Halil Çelebi adında bir oğlu olmuştur).

Teodora Müslüman olmamıştı. Hıristiyan anadan doğan çocuklar veliaht olamazlardı. Önce Süleyman Pasa, onun ölümünden sonrada Murad Çelebi veliaht olmuşlardı. Teodora'dan olan Halil Çelebi Dil İskelesi’nde kayık gezintisi yaparken Ceneviz korsanları tarafından kaçırılarak esir alindi ve 3 yıl Foça’da tutuldu. Sonra 100 bin altın karşılığında serbest bırakıldı. Bu paranın yarısını Orhan Bey Bizans hükümdarına ödetti. 

ORHAN KEMAL 

ORHAN KEMALYazar Adana 1914-Sofya 1970 Gerçek adı Mehmet Raşit Öğütçü. Babasının Suriye'ye kaçması sonucu ailesini de yanına almak zorunda kalması Orhan Kemal'in çocukluk yılları bu ülkede geçmek zorunda kaldı. Bu yüzden öğrenimi eksik kaldı. Adana'ya dönünce bulduğu her işte çalışmak zorunda kaldı. İlk romanı Baba Evi ve Avare Yıllar bu gençlik dönemi yıllarını işler. Askerliği dönemindeki özgür konuşmaları sonucunda beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.1939 da Bursa cezaevinde Nazım Hikmet'le tanışma fırsatı buldu. Hapisten çıkınca İstanbul'a yerleşmek zorunda kaldı. Tüm yaşamını kalemine bağlı kalarak sürdürdü. Bulgar yazarlar birliği davetlisi olarak gittiği ülkede eski hastalıklarının nüksetmesi onun beklenmedik ölümüne neden oldu cenazesi yurda getirildi. Hiç bir devlet yetkilisinin katılmamasına karşın çok yoğun bir halk katılımıyla Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi.

Öykü ve roman ustası yazar romanlarında toplumu bir bilinçle konuları işleyip öncü rolünü üstlendi. Cemile, Dünya Evi, bir filiz vardı, Nazım hikmetle üç buçuk yıl, ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı,72.Koğuş,Grev,Arka sokak, Kardeş Payı, Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı, Babil Kulesi, Dünya da Harp Vardı, İşsiz, Önce Ekmek, İkinci kez S. Faik Hikaye armağanı, TDK Hikaye ödülü, İnci'nin Maceraları, Murtaza, Bereketli topraklar üzerinde, Suçlu, Devlet Kuşu, Vukuat Var, Gavurun Kızı, Küçücük, El Kızı, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, gurbet kuşları, Sokakların Çocuğu, Mahalle Kavgası, Kanlı topraklar, Müfettişler müfettişi, Yalancı dünya, Evlerden Biri, Arkadaş Islıkları, Sokaklardan bir kız, Üç Kağıtçı, Kötü Yol, Kaçak, İspinozlar, Küçükler ve Büyükler, Aslan tomson, İstanbul’dan çizgiler,...

ORUÇ  REİS 

Doğum yeri bilinmemekle  beraber 1474- Cezayir 1518 Osmanlı  Denizcisi. Vardar Yenicesinden Ebu Yusuf Nurullah Yakup adlı bir sipahinin oğludur. Küçük yaşta Yunanca, İtalyanca ve Arapça öğrendi, Kardeşi İlyas la başladığı denizcilikte Trablusşam da Rodos Şövalyeleri ile yapılan savaşta kardeşi şehit düştü kendisi de esir edildi. Uzun süre zindanlarda ve gemilerde tutsak olarak yaşamını sürdürdü.1502 de ll. Bayezit'in oğlu Şehzade Korkut'ça Kurtarıldı. Ancak karaya çıkmadan içinde bulunduğu gemiyi ele geçirip İskenderiye'ye gitti. Hindistan'a bir donanma göndermek isteyen Kansu Gavri onu hizmetine aldı. Bir süre Rodos adasının çevresinde korsanlık yaptı. Bu sırada Şehzade Korkut'un komutanlarından Piyale Paşa'nın oluşturduğu 22 parçalık donanmanın komutanlığına getirildi. İtalya kıyıların kadar tüm bölgeyi dolaştı 1512 den sonra Anadolu kıyılarını bırakarak Kuzey Afrika  kıyılarında dolaşmaya başladı. Cerbe adasını kendisine merkez yaptı. İlerleyen yıllarda Kardeşi Hızır Reis(Barbaros) kendisine katıldı. Tunus Sultanı ile anlaşan iki kardeş ganimetlerden pay almak şartıyla ülkeye saldıran Avrupa' lı korsanlara karşı harekete geçtiler. Bicaye kalesi önünde İspanyollarla yapılan savaşta Oruç Reis yaralandı ve bir kolunu yitirdi. Aynı dönemde tahta çıkan Osmanlı Padişahı Y.sultan Selim ile yakın ilişkiye geçtiler.

Daha sonraki yıllarda Oruç Reis Cezayir kıyılarında dolaşmaya başladı. Cicelli Kalesi’ni ele geçirdikten sonra berberi kabileleri arasında anlaşmazlıklara arabuluculuk yaparak büyük saygınlık kazandı. Cezayirliler kendilerini baskı altında tutan İspanyollara karşı Oruç Reis'ten yardım istediler Oruç Reis yirmiden fazla gemi ve 500 askeriyle Cezayir kalesini İspanyollardan kurtardı. Kaleye kendisi yerleşti. Kaleyi almak isteyen İspanyollar mağlup edildi. Konumunu güçlendiren Oruç Reis Cezayir kabileleri arasında ki husumetleri gidermeye ve bölgesinde ki gücünü pekiştirmeye çalıştı. Bu arada Tlemsen emiri siyaseti gereği İspanyollar la işbirliği yapan Oruç Reis'i cezalandırmak istedi. Oruç reis Kardeşi Hızır Reis'ten yardım istedi. Kendi emrindeki kuvvetlerle Tlemsen ile çevresindeki kaleleri ele geçirmeye başladı Ancak Oruç Reis'in güçlenmesini istemeyen İspanyollar Tlemsen'i geri almak için harekete geçtiler. Tlemsen yakınlarında Kalatü'ül-Kıla önünde İspanyol komutanı Don Martin ile Oruç Reis arasında kanlı çarpışmalar oldu. Kalatü'ül-Kıla İspanyolların eline geçti. Marki de Comeres de Tlemsen'i kuşattı. Oruç Reis yerli kabilelerin desteklediği İspanyollara karşı kaleyi 6 ay süreyle savundu. Yanında kalan 40 kadar adamıyla İspanyol kuşatmasını yararken Garcia de tineo komutasındaki bir İspanyol birliği ile yapılan savaşta öldü.

ORHAN VELİ KANIK 

ORHAN VELİ KANIKOrhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914’te İstanbul Beykoz’da doğdu. Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası şeflerinden klarnetçi Veli Kanık’ın büyük oğlu, Adnan Veli’nin ise ağabeyidir. Orhan Veli’nin çocukluk yılları Cihangir, Beykoz, Beşiktaş gibi semtlerde geçmiştir. Tahsil hayatından söz etmek gerekirse, Orhan Veli, 1925 yılına kadar yani dördüncü sınıfa kadar Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak eğitim görmüştür. Beşinci sınıfı ise Ankara Gazi İlkokulu’nda okumuştur. İlkokuldan sonra eğitimine Ankara Erkek Lisesi’nde devam eder ve 1932 yılında Ankara Gazi Lisesi’nden mezun olur.

1914–1950 Şair Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdi.(1932).İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak (1935) çalışmaya başladı.1947 den sonra yaşamını yazarlık ve çevirmenlikle sürdürdü. Yaprak dergisini çıkardı. Kişiliğini yansıtan ilk şiirleri Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile 1936 da Varlık’ta yayınlandı. Şiiri birtakım kalıplardan ve sürekli yenilenen benzetmelerden kurtardı. Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile kitapları "Garip" adıyla anılan bir  şiir akımı başlattı.

Lise hayatının bitimiyle Ankara’dan ayrılan Orhan Veli, İstanbul’da Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girer. Üniversite yıllarında sosyal bir genç olan Orhan Veli, fakültede öğrenci grubu başkanlığına seçilir. Felsefe bölümü öğrenciliğinin yanında, bir yandan da Galatasaray Lisesi’nde öğretmen yardımcılığı yapmaktadır. Üç yıl felsefe eğitimi aldıktan sonra, henüz fakülteyi bitirmeden Ankara’ya döner ve 1936’da PTT Genel Müdürlüğü’ndeki memurluk görevine başlar. Oldukça duygusal, bir o kadar da mizahi bir kişiliğe sahip olan Orhan Veli öğrenim hayatı boyunca pek çok kez âşık olmuştur. İlkokul öğretmeni Sedat Bey, onun edebiyata olan ilgisini fark etmiş ve ona yol gösteren kişi olmuştur. O yıllarda bir hikâyesi “Çocuk Dünyası” adlı dergide basılır. Orhan Veli, ortaokul yıllarında Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile tanışır. Çocukluk yılarında başlayan bu arkadaşlık, sanat üzerine yapılan ortak çalışmalarla daha da pekişecek ve ebedi bir dostluğa dönüşecektir. “Garip” ya da “Garipçiler Akımı” olarak adlandırılan sanat akımı daha sonraları bu üç arkadaşın ortak eseri olarak meydana gelecektir.

Orhan Veli Ankara'da bir gece sokakta Belediye'nin açtırdığı bir çukura düşmüş, başından yaralanmış (10 Kasım 1950) , iki gün sonra da İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirmiş, hastaneye kaldırılmıştır (14 Kasım 1950) . Alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi edilmiş, ancak sonradan beyin kanaması geçirdiği anlaşılmıştır. Aynı gün akşama doğru komaya giren Orhan Veli, geceleyin saat 23.20'de hayata gözlerini yummuştur (14 Kasım 1950) . 
İlkin Varlık dergisinde (1936) arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte şiirlerini yayımlamaya başladı. Kimi şiirlerinde Mehmet Ali Sel takma adını kullandı.1936–1937 yıllarında yazılan bu ilk şiirlerinde simgeci Fransız şairlerin ve o doğrultuda yazan bazı Türk şairlerin etkileri görülür. Bunlar vezinli (Hece vezni) ,kafiyeli bireysel duyguları dile getiren şiirlerdir. Yine o yılarda, simgecilerden sonra ki kuşakları, modern şairleri gerçeküstücüleri okudu. Bruton'un sürrealist bildirgesinden de esinlenerek "yasakların ve sınırların"  bulunmadığı  özgür şiirler yazmağa başladı. Daha sonraki  yıllarda da sürdürdüğü bu yoldaki şiirlerinde vezin ve kafiye gibi kısıtlayıcı bağları attığı, söz ve anlam sanatlarına (teşbih, istiare, mübalağa vb.) şairaneliğe ayrıca musikiye, seçkin sözcüklere alışılagelen konulara karşı bir tavır aldığı görülür. Bu şiirlerin başlıca özellikleri sadelik, yalınlık; duygulara değil kafaya seslenmek; her şeyden çok anlam ve edaya önem vermek; zevki incelmiş azınlığa değil çoğunluğa seslenmek; o zamana kadar şiire girmeyen sözcükleri (nasır, salata, rakı, macun, horozşekeri vesikalı yar vs.) halktan kişiler (Motor Sabri, şoförün karısı, işçi kadın, evkaf memuru vb.)ele almak; halkın konuşma dilini, halk deyimlerini (kapalı çarşı, Kapalı kutu... Umurunda mı dünya vb) halkın söyleyiş biçimlerini (Söz olurmuş olsun dostum değilmisin? ... Olmaz ki böyle de yatılmaz ki  vb.)kullanmak; böylece "şiire yenidünyalar, yeni insanlar, yeni söyleyişler sokarak şiirin sınırlarını genişletmek " gibi noktalar üzerinde toplanır. Bunlarda genellikle ince bir alay, bir çeşit bıyık altından gülme vardır.

Eserleri: Garip (1941),Vazgeçmediğim(1945),Destan Gibi (1946),Yenisi (1947),La Fontaine'in Masalları (2 kitap 1948),Nasrettin Hoca hikâyeleri (1949),Karşı (1949),Orhan Veli Neşir Yazıları (1953)

ALİ RIZA İLE AHMED'İN HİKÂYESİ 

Ne tuhaftır Ali Rıza ile

Ahmet’in hikâyesi! ..

Birisi köyde oturur,

Birisi şehirde

Ve her sabah

Şehirdeki köye gider,

Köydeki şehre.

Orhan Veli

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/