foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tesadüf Değil

Erkeklerin ‘’erkekliği ve erkeklerin ürettiği şiddeti’’ sorgulayarak, yaşanmışlıklarla konuşmaya başlamasının neden çok önemli olduğunu ve kendi açımdan bunun beni korkuttuğunu vurgulamak isterim.Devamı için

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 

SPARTACUS 

Romalı köle önderi Gladyatör.(Trakya ?-Apulia/Luciana Ö.71)Asker kaçağıyken yakalanıp köle olarak satıldı. Arenalarda eğitilerek dövüştürülmesi için Capua 'daki Gladyatör okuluna gönderildi. İ.Ö.73 yılında çok sayıda Gladyatör ile kaçmayı başardı. Köylülerin de katılmasıyla sayıları 10.000 i bulan düzenli bir ordu oluşturdu. Ordusunun başında Apulia ve Luciana bölgelerini ele geçirdi.İ.Ö.72 de Roma senatosu Lentulus Clodianus  ve L.Gellius Paplicola adlı konsüllerin komutasında iki orduya ayaklanmayı bastırma görevi verdi. Daha sonraları Mons Garganus'ta yenilgiye uğradıysa da Roma birliklerinin dağılmasından yararlanarak her iki orduyu da mağlup etti. Adriya denizi kıyılarına kadar ilerledi. Birbirini izleyen  başarılar sonunda Romalılar kendisiyle savaşmaktan korkmaya başladılar.İ.Ö.72 yılında Roma senatosu ayaklanmayı bastırmak için Marcu Licianus  Carsus'u komutanlığa getirdi. Ancak Spartacus  Marcus'un ordularını birçok kez geri püskürttü.Bunun üzerine senato İspanya'da bulunan pompeius komutasındaki orduyu İtalya ya çağırdı. Spartacus 'un ordusu öteki iki ordu birleşmeden önce Apulia  ve Luciana sınırında Licinius  Crassus ile meydan savaşına tutulmak zorunda kaldı. Spartacus ile öldürülenlerin sayısı 70.000 i aştı. Kurtulanların bir bölümü Pompeus'ca kılıçtan geçirildi. Crassus gözdağı vermek için Capua ve Roma arasındaki Appai yolu boyunca 6000 asiyi çarmıha gerdirdi.

Spartacus ordusunda demokratik bir yönetim oluşturdu. Tüm kararların alınması için bir komuta konseyi kurdu. Savaş ganimetleri eşit olarak paylaştırıldı.

STENDHAL 

(Marie-Henri-Beyle) Asıl adı Marie-Henri-Beyle olan Stendhal 1783'te Grenoble'da doğmuş, 1842'de Paris'te ölmüştür.

Soyundaki İtalyan ve dofen kanı, kentsoylu bir aileden aldığı sıkı ve kapalı eğitim, gördüğü ideolojik örgenim onda, gizli ve derin bir duyarlık, düşçü bir zekâ, açık ve aydınlık bir anlayış yeteneği yarattı. Napolyon'un Marengo zaferi sırasında İtalya’da süvari subayı olan Stendhal, kendi deyimiyle "büyük adam olmak için" 1802'den 1805 yılına kadar Paris'te öğrenim görmüş, sonra Marsilya'da bakkallık yapmış, akrabalarının kayırmasıyla, 1806'da yeniden orduya girmişti. Levazım subayı olarak Almanya'da, Avusturya'da dolaştı,

Moskova'ya gitti. 1814'te, "büyük adam olmak" emelinden vazgeçti ve güzel sanatlar meraklısı bir adam olarak bir süre Milano'da yasadı, sonra 1821'de Paris'e dönerek bir yazar ve düşünce adamı yasamı sürmeye başladı. 1830'da konsolos olarak Trieste'ye giden Stendhal, 1831'de aynı görevle CivitaVecchia'da bulunmuş, ölünceye kadar görev yeri olan Roma ile Paris arasında dolaşmıştır. Bu serseri ve dağınık yasam, ona is dünyasını tanıtmış, özellikle pek genç yasından beri incelediği insanlar ve onların tutkuları konusunda zengin bir deneyim kazandırmıştır. Stendhal'in yaşamında, ask büyük bir yer tutmuş, Angela,

Pietragrua, Guilbert, Melanie, Menta, Metilde, Dembowsky gibi kadın adları o yasamın değişik sahnelerine karışmıştır.

Stendhal, edebiyatta, ilk günden başlayarak romantikleri tuttu. Onun romantizmi, çağdaşlarınınkine benzemez; o, Milanolulardan esinlenmiştir. Stendhal; Hugo'nun, Lamartine'in, Vigny'nin lirizmine katlanamazdı, sevdiği tek sair Beranger idi. Özellikle tiyatroya fazla ilgi gösterirdi; oyunların düzyazıyla yazılmasından yanaydı. Çağdaş tarihten alınma konuların sahnelenmesini isterdi.

Stendhal, açık düşüncelerin doğrudan doğruya anlatılmasından oluşan yalın anlatıma eğilimi olması bakımından klasiktir. Kendi anlatımı biraz çıplak, betimlemesiz, ölçülü uyumlarından kurtulmuş ve çokluk yavan bir anlatımdır. Fakat sinirli ve hareketli olan bu anlatımın, ait olduğu dönemin damgasını taşımadığı ve asla eskimediği de bir gerçektir.

Stendhal, değerini gereğince anlamayan çağdaşlarına yazmaktan çok onu beğenen gelecek kuşaklar için yazmış bir romancı olarak görünüyor. Eserleri "Armance" gibi düello ve ask yüzünden intihar olaylarıyla;

"Kırmızı ve Siyah" gibi ask kaçamakları, cinayetler, kesilen kafalarla; "Parma Manastırı" gibi zehirlenmeler, hapishaneler, kaçışlar, yasak asklarla dolu, tutkuyla cinayetin birbirine karıştığı romanlardır. Fakat bu taksın tutkuları Stendhal, soğukkanlı ve doğru gören bir psikolog olarak betimleyip çözümlemiştir. Stendhal, küçük olayları arayan bir gerçekçidir. Yalnızca, psikolojik olaylarla ilgilenir ve yalnız ruhları betimler.

Stendhal, yaşamının sonlarına doğru, eski İtalyanca el yazmalarından, Ortaçağ ve Rönesans'ın yabanıl tutkularını kopya etmek merakına düşmüş ve böylece, bugün okuyucularıma sunduğum öyküler ortaya çıkmıştır.

Önce dergilerde, sonra kitap halinde çıkan bu öyküler, Stendhal'in ölümünden sonra 1855'te, "Chroniques İtaliennes" adıyla bir cilt halinde yeniden yayımlanmıştır.

SÜLEYMAN ALEYHİSSELÂM 

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Dâvûd aleyhisselâm’ın oğludur. Yâkûb aleyhisselâm’ın neslindendir. Kudüs yakınlarındaki Gazze şehrinde doğdu. Hem peygamber hem sultandı. Çocukluğundan beri bilgili, iyilik ve adaleti seven biri olarak tanınmıştı. On iki yaşındayken babasının yerine geçip, sultan oldu. Daha sonra kendisine Allahu teâlâ tarafından peygamberlik verildi. Dünyada hâkim olan dört kişiden biridir. Ona peygamberlik verildiği Kur'ân-ı kerimde En'âm suresi 84. ayette bildirilmektedir. Süleyman aleyhisselâm; ''Yâ Rab! Bana hiçbir kimsede bulunmayan bir kudret ve devlet ihsan eyle.'' diye dua etti. Duası kabul edilip, cinlerin, rüzgârın ve hayvanların da insanlar gibi Süleyman aleyhisselâm itâat etmeleri emredildi. Kendisine ism-i âzam duâsı, bütün mahlûkatın dili ve dillerin sırları öğretildi. Peygamberlikle birlikte ihsan edilen ilim, hikmet ve sultanlık kudretini, insanları doğru yola kavuşturmakla ve daha iyi bir hayat yaşamaları için kullandı. Şehirlerin kurulması, yeryüzünün imarı, yeşillendirilmesi, fen ve sanatta ilerlemesi için emrindekilerin her birine iş taksimi yaptı. Yolların yapılması, taşların yontulup kazılması, demircilik ve derin sulara dalgıçlık gibi zor işleri cinlere verdi. Çiftçilik, çobanlık, ticaret, sanat gibi işleri de insanlara verdi. Hayvanları da nöbet tutma, yük taşıyıp çekme gibi işlerle görevlendirdi. İnsanlardan, cinlerden ve hayvanlardan büyük bir ordu kurdu. Hepsi ona tâbi olup, emrine itaat etti. Süleyman aleyhisselâm verilen bu nimetler Kur'ân-ı kerimde bildirilmektedir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem hadis-i şerifte, onun duası hakkında şöyle buyurdu: ''Süleyman aleyhisselâm, Beyt-i Makdis'in binasını bitirdikten sonra, Allahü teâlâdan üç dilekte bulunmuştur: Kendisinden sonra kimseye nasip olmayan ir mülk ve saltanat, ilâhi hükme uygun hüküm verme kudretinin bahsedilmesi. Yanlız namaz kılmak için Mescid-i Aksâ'yı kastedip gelenlerin analarından doğdukları gibi günahsız hâle gelmeleri. Allahü teâlâ bunlardan ilk ikisini Süleyman aleyhisselâm vermiştir. Üçüncü dileğinin de kabul edilmiş olmasını umarım.'' Babasının temelini attığı, Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'yı yapmaya devam etti. Yedi senede pek sanatkârane bir şekilde tamamladı. Daha sonra, Kudüs'te büyük bir saray inşa etmeye başlayıp, on üç senede tamamladı. Bu binaların yapımı sırasında insanlardan ve cinlerden pek çoğu Süleyman aleyhisselâm’ın emrinde çalışmışlardı.  Süleyman aleyhisselâm’ın zamanında barış, imar, sanat ve ilim iyice ilerlemişti. Mescid-i Aksa inşa edilip, çeşmeler, su kanalları yapıldı. Köprüler, barajlar ve evler inşa edildi. Hikmetinin ve büyüklüğünün şöhreti bütün dünyaya yayıldı. Zamanındaki bütün padişahları ve ileri gelenleri doğru yola sevk etti. Onun zamanında muhteşem bir saltanata sahip olan Yemen'de, Sebe şehrinde hüküm süren Belkıs'a mektup yazıp, Filistin'e çağırdı. O da gelip, Süleyman aleyhisselâm la görüşerek iman etti. Belkıs'ın Süleyman aleyhisselâm la mektuplaşması ve Kudüs'e gelmesi Kur'ân-ı kerimde Neml suresinde uzun beyân olunmaktadır.

Süleyman aleyhisselâm, Akabe Körfezinden Fırat kenarına kadar, kırk sene adaletle hüküm sürdü. Diğer hükümdarlar da kendisine bağlılıklarını bildirdiler. Ticaret gemileri yapıp, Kızıldeniz ve Umman Denizinde ticaret yaptırdı. Rüzgâr onun emrine verilmişti. Rüzgâra bildirip dilediği yere tahtıyla birlikte kısa zamanda giderdi. Makamına oturduğunda ve meclis kurduğunda kuşlar üzerine gelip, kanatlarını yan yana gererek bir bulut gibi gölge yaparlar, güneş ve yağmurdan korurlardı. Süleyman aleyhisselâm, beyaz tenli, güzel, nur yüzlü, saçı sakalı gür olup, beyaz elbise giyerdi. Çok edepli, hep Allah'tan korkar, alçak gönüllü, yüksek şanlıydı. Miskin ve fakirlerle oturur; ''Miskinin miskinlerle oturması uygundur.'' buyururdu. Ömrünün son ânına kadar Allahü telâlanın takdir ettiği izzetle insanları doğru yola sevk etti. Herkes tarafından sevilmiş olup, hiç kimse onun söylediklerine itiraz etmiyor ve onun emri dışına çıkmıyordu. Süleyman aleyhisselâm, bir gün yapılmakta olan büyük bir sarayın inşasını kontrol etmeye gitmişti. Bu bina bir su kıyısında çok heybetli bir saraydı. Ustalar işçiler, cinler, sarayın tamamlanmasıyla meşguldüler. Sarayın balkonuna çıkıp, kendisini yanlız bırakmalarını, hiç kimsenin yanına yaklaşmamasını emretti. Sonra da balkonun kenarına asasını (bastonuna) dayanıp durdu ve etrafı seyrederek tefekküre başladı. Bu sırada ömrü bitip, eceli gelmişti. Azrail aleyhisselâm gelip; ''Şu an dünyadaki hayatının son anıdır.'' dedi. Süleyman aleyhisselâm: ''Allahü telâlanın takdiri her ne ise o haktır. Rabbime ham dolsun ki, asla kimseye zulmetmedim. Rabbimin emrine itaat etmekte gecikmedim. Herkesin dönüşü Allahü telâyadır. Görevlendirildiğin emri yerine getir.'' dedi. Süleyman aleyhisselâm asasına dayandığı halde ayakta vefat edip, uzun bir müddet öylece kaldı. Saray inşasında çalışanlar ise her gün işlerine muntazaman devam ediyor, halk da oraya gelip gidiyordu. Süleyman aleyhisselâmı uzakta, ayakta durur vaziyette görüyorlardı. Fakat vermiş olduğu emir üzerine hiç kimse yanına yaklaşmıyordu. Nihayet asasının yere temas eden kısmını güve kurdu yiyip asa kırılınca, cesedi yere yıkıldı. O zaman bu hâlini görenler vefat ettiğini anladılar. Bu husus Kur'ân-ı kerimde Sebe suresi 14. ayette bildirilmektedir. Süleyman aleyhisselâm her yere hükmettiğinden, zamanında herkes iman etmiş, yeryüzündeki pek az imansız kimse kalmıştı. Vefatından sonra, İsrail oğullarının arasındaki birlik bozuldu, İlyas ve Elyesa aleyhisselâm peygamber olarak gönderildiler. Kur'ân-ı kerimde Bakara 102; Nisa 163; En'âm 84; Enbiya 81,82; Sebe 12, 21; Neml 15'ten 44'e kadar; Sad 30'dan 40'a kadar olan ayetler Süleyman aleyhisselâm hakkındadır. Süleyman aleyhisselâm, Mescid'i Aksâ'ya Musa aleyhisselâmdan beri neşilden nesile geçerek gelen, Tevrat’ın içinde bulunduğu Ahid sandığını (Tabut-i Sekineyi) koydu. Çünkü Musa aleyhisselâm, ümmetinin âlimlerinden, Tevrat’ın Ahid sandığına konularak muhafaza edilmesini istemişti. Bu durum Mescid-i Aksâ'nın Buhtunnasar tarafından yıkılmasına kadar devam etti. Buhtunnasar, Kudüs'ü alınca, şehri yakıp yıktı. Mescid-i Aksâ'da bulunan altın, gümüş ve diğer mücevherleri alıp Bâbil'e götürdü. Buhtunnasar'ın Kudüs'ü yağmalaması esnasında, hakiki Tevrat ve Zebur yakılıp yok edildi. Muhtelif kimselerin hatırlarında kalan ayetlerini yazmaları neticesinde, Tevrat isminde birbirlerini tutmayan çeşitli risaleler ortaya çıktı.

Milâddan yaklaşık dört yüz sene evvel yaşamış olan Azra bunları topladı ve şimdiki Ahd-i Atik'teki Tevrat’ı yazdı. Süleyman aleyhisselâm’ın dokuz çeşit mucizesi vardır.

Mucizeleri: Birçok mucizesi vardır bunlardan bazıları şunlardır:

1-Kur’an da da belirtildiği gibi Rüzgâr emri altındaydı.

2-Süleyman aleyhisselâm denizi geçmek istediği zaman, suyu çekilerek yol açılır, geçtikten sonra yine kapanırdı.

3- Ayet-i kerimede bildirildiği üzere, bütün cinniler emrindeydi. Ne zaman istese, kendisine, büyük köşkler, suretler, çanaklar, sabit çömlekler, tencereler yaparlardı.

4-Süleyman aleyhisselâm’ın bir mührü vardı. Üzerinde ism-i azam duası yazılıydı. O dua ile her istediği kolay olurdu.

5- Karıncalara  varıncaya  kadar her hayvanın sesini işitir, dillerini anlardı.

6-Nereye gitmek istese, rüzgâr emri de olduğundan, kürsüsünü kaldırır, kürsüsünü beraberinde götürürdü.

7-Cinniler vasıtasıyla denizdeki incileri, cevherleri yerde bulunan defineleri bilirdi. Kendisine Allahü teâlâ tarafından bildirilmeyen bir şey yoktu.

8-Neml Vadisinde, maiyetiyle beraber bir dağ üzerine konup, kaldığı esnada o dağın yeşillik, çimenlik olması için, mübarek ellerine bir miktar su alıp, avucuyla o dağa serpti. Derhâl dağın üzeri çayırlık çimenlik oluverdi.

9-Süleyman aleyhisselâm bir yere gittiği vakit, beraberinde duvarlar da giderdi.

 SÜLEYMAN 1 

Onuncu Osmanlı Padişahı (Trabzon 1494- Sigetvar 1566) Babası Selim  l,Annesi ise Hafsa Sultandır. Babasının Trabzon'da sancak beyi olduğu dönemde dünyaya gelmiştir. İyi bir eğitim sonrasında Karahisar sancakbeyliğine atandı.

1520–1566 yıllarında arasında 46 yıl padişahlık yapan Süleyman l tarihte Kanuni Sultan Süleyman diye anılır. Yavuz Sultan Selim'in oğludur. Trabzon’da doğmuştur. Annesi Hafsa Sultan’dır. Dönemi Osmanlı İmparatorluğunun en parlak en güçlü dönemidir. Yasalara bağlılığı nedeniyle kendisine "kanuni" denilen Padişah ı Batılılar "Muhteşem Süleyman" diye anmaktadır. İmparatorluk sınırları onun döneminde Viyana'dan, Basra körfezi'ne, Yemen'e Kırım'dan  Cezayir'e ve Trablusgarp'a kadar uzanıyordu. İmparatorlukta günün ölçülerine göre hayli ileri adil bir düzen egemen olmuş, İmparatorluğun birçok kurumu yeniden düzenlenmiş, yeni ilkelere bağlanmıştır. Yine Osmanlı donanması denizlere hâkim olmuş denizlerdeki hâkimiyet ticari hayatta da Osmanlı egemenliğini sağlamıştır.

Kanuni çıktığı 13.sefer olan Zigetvar kuşatmasında kalenin fethini göremeden vefat etmiştir (1566).Mayıs 1566 da 13.ve son seferine çıktı ve Zigetvar Kalesi’ni kuşattı, çok sağlam bir kale olduğu için kuşatma çok uzun sürdü  ve  7  Eylül 1566 da Kale alındı. Fakat Kanuni çok hastaydı. Bütün yalvarmalara rağmen bizzat ordunun başında bulunmakta ısrar ederek büyük bir kahramanlık gösterdi ve sonunda hastalığı çok ilerlediği için kalenin alındığını göremeden kuşatmanın son günü hayata gözlerini yumdu.

Son seferine ölmek için, başka bir deyişle, öleceğini bile bile çıkmıştır. Bunun bütün delilleri, ortadadır. Ataları gibi savaş meydanında, ordusunun içinde, otağında ölmek istemiş, saray hareminde ölmekten korkmuştur. Son nefesine kadar devletinin selametini ve yüceliğini düşünmüştür.

Sefere çıktığı sırada hasta ve zayıf olan padişah, sefer sırasında rahat bir arabaya nakledilmiş, sefer yorgunluklarını azaltmak, vasıtasının sarsılmamasını sağlamak amacıyla, sadrazam bir konak önden giderek güzergâhını tanzim ve tesviye ettirmiştir. Hastalığının Nikris, dizanteri, nüzul ve hatta kanser olduğu hakkında türlü rivayetler ve görüşler vardır.

46 yıllık saltanatı ile Osmanlı Padişahları arasında en fazla tahtta kalan padişahtır. Tüm dünyada Muhteşem Süleyman olarak tanınmaktadır. Dönemi Dünyada Türk çağı olarak anılabilecek boyuttadır. Dönemi sanatta , siyasette, kültürel ve toplumsal alanda Türk karakterini ortaya koymaktadır.

Kanuni yaptığı yasalarla "Kanuni" sanını almıştır. Aynı zamanda İstanbul'da yaptırdığı Süleymaniye ve Şehzade camileriyle de ünlüdür. Osmanlı ülkesinin pek çok yerinde eserler yaptırmıştır. Aynı zamanda şairdir ve biri Farsça olmak üzere dört divanı vardır. Onun döneminde imparatorluk büyük bir refah ve mutluluğa kavuşmuştur. Fatih’ten sonra en büyük devlet adamı ve siyaset adamı, Fatih ve Yavuz'dan sonra en büyük asker olan Kanuni Bilgin ve sanatkârdır. Onun döneminde musiki ve edebiyat büyük aşamalar göstermiştir. Çünkü hem sanatsever hem de sanatkârları koruma altına almış bir hükümdardı. Aynı zamanda büyük bir şair olan Kanuni "Muhibbi" adıyla yazdığı "Büyük Divan"  XlX yy. da torunlarından ll. Mahmut’un şair kızı Adile Sultan tarafından bastırılmıştır.

"Halk  içinde muteber bir nesne yok  devlet gibi"
Olamaya devlet cihanda bir neffes sıhhat gibi" beyti Kanuni'ye aittir.

Ölümü devlet yönetimi tarafından saklanmış ancak ll. Selim'in İstanbul'dan çağrılmasından sonra Belgrad'da öğrenilmiştir.

Sanat ve sanatçıya bilim adamlarına verdiği önemle tanınan padişah zamanında birçok cami, medrese, köprü, hamam, çeşme ve İstanbul'a su getiren tesisler ve Büyük çekmece ’deki köprü onun zamanında yapılmıştır.

Islahatçı yeniliklere açık ve aydınlık fikirli bir padişahtı. Ülkeye birçok yenilik onun zamanında girmiştir. Bunlardan biride evlerimize giren Kahve dir. İlk defa 1554  yılında İstanbul'a girmiş ve ertesi yıl şehirde ilk kahvehane açılmıştır. Daha sonraları İstanbul’dan, Viyana Kuşatması sırasında Avrupa'ya yayılmıştır.1555 ten sonra İstanbul'da kahvehaneler çoğalmıştır. Buraları İngiliz kulüplerine benzer toplantı yerleri olmuştur. Bütün fikir ve sanat adamlarının kahvelere devamı, kahve içerek ilim ve sanat sohbetleri yapmaları, yeni eserlerini ve fikirlerini tartışmaları, moda olmuştur. Yalnız büyük devlet adamlarının kahvehanelere devam etmesi yasaktı. İstanbul’da açılan ilk kahvehane Tahtakale'de dir. Daha sonra bütün semtlerde açılmıştır.

Mükemmel idaresiyle batılıların dikkatini üzerine çeken Kanuni'yi şahsen gören Malta şövalyelerinden "Anthoine Geuffroy", onu şöyle tarif etmektedir.  "Uzun boylu,zayıf, esmer çehreli, geniş ve yüksek alınlı." yine yabancı bir kaynakta Kanuni şu şekilde anlatılıyor.:"Zamanın hiçbir hükümdarı , Yavuz'un tek varisi Kanuni Süleyman'dan daha iyi bir eğitim görmemiş ve büyük bir devleti idare için onun gibi pratik şekilde yetişmemiştir." Tarihçi Lorga, Kanuni'nin Charles Quint'ten daha büyük bir şahsiyet olduğunu ,başında bulunduğu Türk imparatorluğunun , Avrupa'nın aynı zaman içindeki  gelişmesiyle mukayese dahi edilemeyecek derecede geliştirilip kendinden sonra gelene teslim edildiğini yazıyor.

Yuvarlak çehreli, ela gözlü, arası açık kaşlı, doğan burunlu ve seyrek dişli olarak tasvir edilen Sultan Süleyman, uzun boylu, yakışıklı, söz ve hareketleri ölçülü ve nazik bir insandı. Âlim şair ve hâkimlerle bulunmaktan hoşlanır, hoş sohbet, yani maddi ve manevi bütün iyi özellikleri şahsında toplamış bir padişahtı.

SÜLEYMAN ll 

kanuniYirmi ikinci Osmanlı Padişahı(1642–1690)İbrahim l in ikinci oğlu olan Süleyman ll ağabeyi Mehmet lV döneminde (1648–1687) sarayda gözaltında yaşadı. Mehmet lV 'ün tahttan indirilmesi üzerine padişah oldu.(1687)

Süleyman ll tahta çıktığı sırada yeniçerilerin çıkardığı karışıklıklar ve Avusturya savaşları sürüyordu. Lıpva ve Eğri kalelerini Avusturyalılar Yunanistan'da thebai(İstefe) ve Bosna'da Knin kalelerini ise Venedikliler ele geçirmişlerdi. Belgrad ve Niş'in de Avusturyalılar ca  işgal edilmesi üzerine Süleyman ll,Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'yı sadrazamlığa getirdi; Belgrad ve Niş geri alındı. Avusturyalılar Tuna ve Sava ırmaklarının gerisine atıldı. Süleyman ll,bu savaşlar sırasında gittiği Edirne'de öldü. İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesine gömüldü.

SÜLEYMAN NAZİF 

Diyarbakır  1870-İstanbul 1927 Türk şair ve yazar. Dönemin geleneği özel eğitimle yetişmiştir. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Tanzimat kuşağının getirdiği toplumsal kavramları benimsedi. Servetifünun içinde yer almadan önce Anadolu ve İstanbul'da çeşitli memurluklar da bulundu. Jön Türklere katılmak için Fransa'ya kaçtı.(1897).ll. Abdülhamit’çe bağışlandı ve Bursa'ya yerleşti. ll. Meşrutiyetin ilanından sonra Hürriyet kahramanı gibi önemli görevlere getirildi. Basra, Trabzon, Musul, Bağdat vilayetlerinde valilik görevi ardından İstanbul'da gazetecilik görevi ile ikamet etmeye başladı. Halk, Hakikat, ileri gazetelerinde yazılar yazdı. İstanbul’un işgalinde "Kara bir gün "adlı makalesi ve ardından Pierre Loti günündeki sert söylevi yüzünden Malatya’ya sürüldü.20 aylık esaretten sonra İstanbul'a dönerek gazetecilik yaşamını sürdürdü. Zatürreeden öldü. Yaşamı boyunca dil olarak Osmanlıcayı kullandı. Her zaman aruz ölçüsünü yeğledi. Zaman zaman takma adlar kullandı. Gizli Figanlar Mısır'da yayınlandı öteki şiir kitapları: Firak-ı Irak (1918),Karışık ürünleri: Batarya ile ateş, Malta geceleri, makaleleri: Çal çoban çal, Tarihin yılan hikâyesi, otuza yakın eseri olduğu tahmin edilmektedir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ 

Divan şairi (Bursa ?- ay. y.1422) Yaşamı üzerine çelişik söylentilere dayalıdır. Yıldırım Beyazıt döneminde Bursa ulu Cami'de imamlık yaptığı ve buradaki bir görevlinin vaazında peygamberler arasında ayrım yapılmaması açıklaması üzerine Hz. Muhammet 'in seçkin üstünlüğünü açıklamak amacıyla yazdığı söylenir. Gerçek adı Vesiletü'n- necat olan eserini 1409 da yazıp tamamladığı kayıtlarda mevcuttur. Mezarı Bursa’dadır. Bir tasavvuf şairi olmayıp peygamberimizin yaşamını, şeriat inanışları içinde destanlaştıran S.Çelebi, bu ürünüyle İslam  Türk dünyasının en çok okunan eserini meydana getirmiştir. Kutsal geceler, Peygamberin doğum gecesi, ölüleri anmak doğanlara iyi dileklerde bulunmak, sünnet, düğün, için okunan mevlüt'ün aynı zamanda aralarında da coşkuyla kur'an okunur. Mevlit’in birçok taklidi ve benzeri yazılmış fakat hiçbiri o düzeyde kalıcı ve başarılı  olamamıştır. Basımı TDK yayınları içinde çıkmış olup zaman içinde tekrar yapılmıştır.

SÜLEYMAN ŞAH 

Anadolu Selçuklu devletinin kurucusu (? ayn seylem 1086).Kutalmış'ın oğludur.Babası Tuğrul Bey ile saltanat çekişmesine girişmiş Alparslan ile yaptığı savaşta ölmüştü.  Kardeşi Resul Tegin ile birlikte bir süre Alparslan'ın elinde tutsak kaldı.Onun ölümünden sonra Melikşah döneminde Anadolu'ya geldi.1074 te Atsız ile bozuşan Şökli'nin kendisinden yardım istemesi üzerine Atsız'ın üzerine yürüdü.ancak Şökli ile birlikte yenilgiye uğradı.Kardeşi Mansur ile birlikte Anadolu'da fetihler yaptı.Türkmen grupları yanında toplayarak Konya ardından İznik'i fethetti.Türk akıncıları Üsküdar'a kadar ilerledi.Melikşah ile araları bozuldu.Süleyman Şah'ı cezalandırmak üzere Emir Porsuk'u Anadolu'ya gönderdi.Porsuk İznik'e kadar gelerek bölgeyi büyük Selçuklu Sultanlığına bağladı.bir süre sonra Porsuk'un çekilmesi ardından Süleyman Şah yeniden başa geçerek Bizans'ın iç işlerine karışmaya başladı İmparator Botaniates'e (1078–1081) karşı tahtı ele geçirmek isteyen Melissenos  ile anlaştı. Melissenos Galatya ve Frigya'daki bazı kaleleri Süleyman Şah'a verdi. Daha sonra Türk birlikleri Kadıköy'e  kadar  ilerlediler.Bizans tahtına gelen Alesios Skommenos Süleyman Şah ile anlaştı.

Süleyman Şah daha sonra Marmara ve Karadeniz kıyılarında önemli yerleri ele geçirdi. Melik şah’ın bir fermanla Anadolu'yu Süleyman Şah'a bırakması ardından Bağdat Halifesi’nin de bir menşur göndermesi üzerine Süleyman Şah bağımsızlığını ilan etti.Süleyman Şah 1082 de Kilikya'daki Ermeni Krallığı'nın üzerine yürüdü. Tarsus, Adana, Anazarba'yı ele geçirdi.13 ağustos 1084 te Antakya’yı ele geçirdi. Ardından Diyarbakır'da büyük Selçuklulara tabi Mervani Emiri Şerefüddevle Müslim ile savaşa giren Süleyman Şah ,amik ovasında yapılan savaşta onu yendi ve öldürdü. Müslim 'in yönetiminde bulunan Halep'e yürüdüğü sırada Melik Şah’ın kardeşi olup Suriye'yi yöneten Tutuş ile karşılaştı Şam yakınındaki Ayn Seylem 'de yapılan savaşı yitiren Süleyman Şah ,savaştan sonra kendi hançeriyle intihar etti.(5 Haziran 1086).Ardından l.Kılıçarslan Selçuklu sultanı oldu.

..

Sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kahveci: 1 Mayıs’ta gerçek sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kamu çalışanlarının sorunları ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Önder Kahveci, “1 Mayıs’ta Anıtkabir’de olacağız. 1919 ruhunu yeniden canlandıracağız” dedi. Kahveci, “Emeğin alın terinin sorunların tartışılması gereken bir gün 1 Mayıs ama maalesef bu olmuyor. Her yıl farklı yerlerde yaşanan bazı görüntülere şahit oluyoruz. Basında bu görüntüler öne çıkıyor ve ne yazık ki gerçek sorunlar geride kalıyor. Devamı

Yeni O.O. Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

egitim senYeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

Tarih: 03 Mayıs  

TEOG sınavının kaldırılmasının ardından hemen uygulamaya konulacağı duyurulan yeni ortaöğretime geçiş sınavı hakkında velilerin görüşlerine başvurduk. Web sayfamızdan duyurduğumuz ankete katılan 1372 velinin düşüncesine göre, yeni ortaöğretime geçiş sistemi sınıfta kaldı. Devamı

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/