foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Ya öğreten, Ya Öğrenen, ya dinleyen yâda ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma;(Bunların dışında kalırsan) helak olursun.(Hadisi şerif)

PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİ

Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz.
Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız.
Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz.
Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz.
Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır!
Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur.
Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.

Ey Allah'ın kulları !..

Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.

Ey İnsanlar!...

Sözlerimi iyi dinleyiniz...
Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..

Ey İnsanlar!..

Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz?
Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir)
Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay , bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise,
biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da ;bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.

Ey Ashabım!...

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve 
bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız.
Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ashabım ! ... 

Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. 
Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.

Ashabım! ... 

Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır. 
İlk kaldırdığım riba,  Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır(borç vermelerdir)
Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır.
Eski cahiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır.
Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.
Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...

Ashabım!. 

Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. 
Hediyeler, hediye ile karşılanır.
Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.

Ey İnsanlar! 

Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. 
Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.
Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

Ey insanlar! ...

Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. 
Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz.
Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.
Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini, sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz.
Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları,
meşru bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır.
Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler... Siz de onlara nezaketle muamele edin.
Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz.
Kölelerinize gelince...
Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın.
Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin..
Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.
Ey müminler!..

Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...
Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız...
Adem ise topraktandır.
Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur.
Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
Müslüman müslümanın kardeşidir.
Bütün Müslümanlar kardeştir, eşit hakka maliktir.
Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz.
Haksızlık yapmayın... Haksızlığa da boyun eğmeyin.
Ahalinin haklarını gasp etmeyin.Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..

Ey Müminler!

Size bir emanet bırakıyorum..Siz ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. 
O emanet de Allah'ın kitabı Kur'ân 'dır!.

Ey Ashabım! 

Nefsinize zulmetmeyin... Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. 

Ey İnsanlar! 

Allah, herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. 
Mirasçılar için ayrıca vasiyetname yapmaya hâcet yoktur.

Ey İnsanlar! 

Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. 
Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez.
Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.

Ey İnsanlar! 

Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, 
Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür..
Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır.
Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir.
Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır.
Bu sene haram aylar eskilerine geldi.
Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.

Ey İnsanlar! 

Allah'a kulluk edin. 
Beş vakit namazınızı kılın. Ramazan orucunu tutun.
Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.

Ey İnsanlar! 

Aşırı gitmekten sakınınız. 
Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi.
Hac usûllerini benden öğrenin.
Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem.
Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin.
Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.

Ey insanlar! 

Yarın beni sizden soracaklar..Ne dersiniz? 
Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?
(Ashab bu soruya hep bir ağızdan

 

"EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin.Bize nasihat ve tebligatta bulundun.Böylece şehâdet ederiz." der.

Vâdi artık bu sözlerle çalkanmaktadır. 
Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;

"Şâhid ol Ya Rabbi!" 

"Şâhid ol Ya Rabbi!" 

"Şâhid ol Ya Rabbi!"

  1. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)

Müslüman çocuğuna bazı dini sualler

S-1) Allah kaçtır?
C-1) Allah birdir.
S-2) Bir olduğuna delilin nedir?
C-2) İhlas suresinin ilk ayet-i kerimesidir.
S-3) Bunun manası nedir?
C-3) "De ki: O Allah'tır, bir tektir.
S-4) Allah'ın varlığına akli delilin nedir?
C-4) Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve iltizamın devamıdır.
S-5) Sen Müslümanmısın?
C-5) Elhamdülillah Müslümanım.
S-6) Müslüman demenin manası nedir?
C-6) Allah'ı bir bilmek. Kur'an-ı Kerim'i ve Hz. Muhammed Efendimizi (sav) tasdik etmektir.
S-7) Ne zamandan beri Müslümansın?
C-7) "Galû Bela" zamanından beri Müslümanım.
S-8) "Galû Bela" zamanı neye derler?
C-8) Cenab-ı Hak ruhlarımızı yarattığı zaman bunlara hitaben "Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin Rabbiniz Değilmiyim) diye sordu. Onlarda "Belâ" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım, demektir.
S-9) Rabbin kimdir?
C-9) Rabbim Allah'tır.
S-10) Seni kim yarattı?
C-10) ALLAH (cc) yarattı.
S-11) Sen kimin kulusun?
C-11) Allah'ın kuluyum.
S-12) Hangi dindensin?
C-12) İslâm dinindenim.
S-13) Kitabımızın adı nedir?
C-13) Kur'an-ı Kerim'dir.
S-14) Kıblen neresidir?
C-14) Kâbe-i Muazzamadır.
S-15) Kimin zürriyetindensin?
C-15) Hz. Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim.
S-16) Kimin milletindensin?
C-16) Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim.
S-17) Kimin ümmetindensin?
C-17) Hz.Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ümmetindenim.
S-18) Peygamberimiz kaç yılında nerede doğmuştur?
C-18) Rebiülevvel ayının onikisi pazartesi günü 571 tarihinde, Mekke'de doğmuştur.
S-19) Peygamberimizin kaç adı vardır?
C-19) Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır ve şunlardır: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud (a.s.)
S-20) Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
C-20) Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)
S-21) Peygamberimizin babasının adı nedir?
C-21) Abdullah'tır.
S-22) Annesinin adı nedir?
C-22) Amine'dir.
S-23) Sütannesinin adı nedir? 
C-23) Halîme Hâtun'dur.
S-24) Peygamberimizin ilk eşinin adı nedir?
C-24) Hz. Hatice'dir.
S-25) Peygamberimizin Hz. Hatice'de kaç çocuğu olmuştur ve isimleri nedir?
C-25) (Erkekler) Abdullah - Kâsım (Kızlar) Zeynep - Rukiye - Ümmü Gülsüm - Fatma'dır.
S-26) Peygamberimiz kaç yılında ve kaç yaşında Peygamber olmuştur?
C-26) 610 yılında peygamber olmuştur. Peygamberimiz 40 yaşında iken peygamber olmuştur.
S-27) Peygamberimiz Mekke'den Medine'ye kaç tarihinde hicret etmiştir?
C-27) 622 tarihinde hicret etmiştir. Hicret biz Müslümanlarca tarih başlangıcıdır.
S-28) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç tarihinde vefat etmiştir?
C-28) Rebiülevvel ayının onikisinde 632 tarihinde vefat etti.
S-29) İlk insan ve ilk peygamber kimdir?
C-29) İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)'dır.
S-30) Allah tarafından mahlûkata gönderilen Peygamberlerin sayısı kaçtır?
C-30) Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, diğer bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bindir.
S-31) Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen Peygamberlerin sayısı kaçtır. İsimlerini söylermisiniz?
C-31) 25'tir. Sayarım: Adem, İdris, Nuh, Hûd, Salih, İshak, İbrahim, İsmail, Şua'yb, Lût, Yakûp, Yusuf, Musa, Harun, Davûd, Süleyman, Eyyüb, Zul'kifl, İlyas, Elyasa, Zekeriyya, Yunus, Yahya, İsa ve Muhammed Aleyhisselam'dır. Uzeyir, Lokman ve Zül'karneyn'in  isimleri de Kur'an'ı Kerîm'de geçmektedir. Bu kimselerin peygamber mi, yoksa Veli mi olduğunda ihtilaf vardır. Bunlar da peygamber kabul edilirse Kur'an'ı Kerîm'de ismi geçen peygamberler 28 olur.
S-32) Dört büyük kitap hangileridir ve hangi Peygamberlere inmiştir?
C-32) -Tevrat; Musa Aleyhisselam'a, - Zebur; Davud Aleyhisselam'a, -İncil; İsa Aleyhisselam'a, -Kur'an-ı Kerim; Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) inmiştir.
S-33) Suhuf ne demektir? Kaç tanedir ve hangi peygamberlere verilmiştir?
C-33) Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (a.s) vasıtasıyla bazı peygamberlere yolladığı emirlere suhuf denir ki, yüz tanedir. 
Adem (a.s.) 10, Şit (a.s.) 50, İdris (a.s.) 30, İbrahim (a.s.) 10 suhuf verilmiştir.
S-34) İlk inen sûre hangisidir?
C-34) Alak sûresi ilk 5 ayetidir.
S-35) İlk Müslümanlar kimlerdir?
C-35) Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Zeyd Bin Hârise, Hz. Ebu Bekir
S-36) Mezhep kaçtır ve nelerdir?
C-36) İkidir; itikatta mezhep, amelde mezhep.
S-37) İtikatta mezhep imamları kimlerdir?
C-37) İmam Ebû Muhammed Mâturidî ve İmam Ebû'l-Hasenîl-Eş'âri Hazretleridir.
S-38) Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
C-38) Dörttür; Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.
S-39) İtitadde mezhebin nedir?
C-39) Ehl-i Sünnet vel Cemaat mezhebidir.
S-40) Amelde mezhebin nedir?
C-40) Hanefî mezhebidir.
S-41) Bizim itikatta mezhebimizin imamı kimdir?
C-41) İmam Ebû Mensur Muhammed Mâturidî Hazretleridir.
S-42) Bizim amelde mezhebimizin imamı kimdir?
C-42) Bizim mezhebimizin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife'dir.
S-43) İbadetle taatle ihya etmeye bilhassa kıymet verdiğimiz gecelere ne denir?
C-43) Kandil denir.
S-44) Kaç tane kandil vardır?
C-44) Beş tane kandil vardır: 1- Kadir Gecesi, 2- Mevlid Kandili, 3- Regaib Kandili, 4- Mi'raç Kandili, 5- Beraet Kandili
S-45) Otuz iki farzı sayar mısınız?
C-45) Sayarım: 6 İmanın şartı, 5 İslam'ın şartı, 12 Namazın farzı, 4 Abdestin farzı, 3 Guslün farzı, 2 Teyemmümün farzı, cem'an 32 eder.
S-46) İmanın şartı nelerdir?
C-46) Allah'ın varlığına, birliğine, Meleklerine, Peygamberlerine, Ahiret Gününe, Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah olduğuna inanmaktır.
S-47) İslamın şartı nelerdir?
C-47) Beştir: 1- Kelime-i Şehadet getirmek, 2- Oruç tutmak, 3- Namaz kılmak, 4- Zekat vermek, 5- Hacca gitmek.
S-48) Abdestin farzı kaçtır?
C-48) Dörttür: 1-  Yüzünü tüy bitiminden kulak yumuşağından, çene altına kadar yıkamak, 2- Kolları dirseklerle beraber yıkamak, 3- Başın dörtte birini mesh etmek, 4- Ayakları topuklarıyla beraber yıkamak.
S-49) Guslün farzı kaçtır?
C-49) Üçtür: 1- Bol su ile ağzı yıkamak, 2- Bol su ile burnu yıkamak, 3- Hiç kuru yer kalmamak şartı ile bütün vücudu yıkamak.
S-50) Teyemmümün farzı kaçtır?
C-50) İkidir: 1- Niyet. Teyemmüme niyet etmek, 2- Ellerini iki defa toprağa vurup birincide yüzünü, ikincide kollarını mesh etmek, silmek.
S-51) Namazın farzı kaçtır?
C-51) Altısı içinde, altısı dışında olmak üzere 12'dir.
S-52) Dışındakiler nelerdir?
C-52) Hadesten taharet, Necasetten taharet, Setr-i avret, İstikbali kıble, Vakit, Niyet.
S-53) İçindekiler nelerdir?
C-53) İftitah tekbiri, Kıyam, Kıraât, Rukû, Sücûd, Kâde-i ahirede teşehhüd miktarı oturmak.
S-54) Bir günde kaç vakit namaz kılınır?
C-54) Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı olmak üzere beş vakit namaz kılınır.
S-55) Bu vakitler kaç rek'attır?
C-55)- Sabah namazı 4 rekâttır; ikisi sünnet, ikisi farz. Önce sünnet kılınır, sonra farz kılınır.
- Öğle namazı 10 rekâttır; dördü sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet. Önce ilk sünnet kılınır, sonra farz, daha sonra son sünnet kılınır.
- İkindi namazı 8 rekâttır; dördü sünnet, dördü farz. Önce sünnet kılınır, sonra farz kılınır.
- Akşam namazı 5 rekâttır; Üçü farz, ikisi sünnet. Önce farz, sonra sünnet kılınır.
- Yatsı namazı 13 rekâttır; dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet, üçü vitir vaciptir. Önce ilk sünnet, sonra farz, sonra son sünnet, en sonra da vitir vacip kılınır. Cem'an günde 40 rek'at namaz kılınır.

Otuziki farz
İMANIN ŞARTLARI
1- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak.
2- Allah'ın meleklerine inanmak.
3- Allah'ın kitaplarına inanmak.
4- Allah'ın peygamberlerine inanmak.
5- Ahiret gününe inanmak.
6- Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah (Celle Celâlühû) olduğuna inanmak.
İSLAMIN ŞARTLARI
1- Kelime-i şehadet getirmek.
2- Namaz kılmak.
3- Oruç tutmak.
4- Zekât vermek.
5- Haccetmek.

Abdestin Farzları

1- Yüzünü yıkamak.
2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak.
3- Başının dörtte birini meshetmek.
4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.
Guslun  Farzları
1- Ağzına su vermek.
2- Burnuna su vermek.
3- Bütün bedenini yıkamak.

Teyemmümün Farzları

1- Niyet.
2- İki darb ve mesih.

Namazın Farzları

Dışında olanlar:

1- Hadesten taharet
2- Necasetten taharet
3- Setr-i avret
4- İstikbal-i Kıble
5- Vakit
5- Niyet

İçinde olanlar:

1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kırâet
4- Rükû
5- Secde
6- Ka'de-i ahire.
Ellidört Farz

1- Allah'ı daima zikretmek.
2- Helal kazanılmış elbise giymek
3- Abdest almak.
4- Beş vakit namaz kılmak.
5- Cünüplükten gusletmek.
6- Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek.
7- Helalden yeyip içmek.
8- Allah'ın taksimine kanaat etmek.
9- Tevekkül etmek.
10- Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak.
11- Nimete karşılık şükretmek.
12- Belaya sabretmek.
13- Günahlara tevbe etmek.
14- İbadetleri ihlas ile yapmak.
15- Şeytanı düşman bilmek.
16- Kur'an-ı delil tanımak.
17- Ölüme hazırlıklı olmak.
18- İyiliği emredip kötülükten alıkoymak.
19- Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek.
20- Anaya-babaya iyilik ve itaat etmek.
21- Akrabayı ziyaret etmek.
22- Emanete hıyanet etmemek.
23- Dinin kabul etmeyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek.
24- Allah ve Rasulüne itaat etmek.
25- Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak.
26- Allah için sevmek, Allah için buğz etmek.
27- Her şeye ibretle bakmak.
28- Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaratılışdaki gayeyi düşünmek)
29- İlim öğrenmeye çalışmak
30- Kötü zandan sakınmak
31- İstihza (alay) etmemek
32- Harama bakmamak
33- Daima doğru olmak
34- Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek
35- Sihir yapmamak
36- Ölçü ve terazisini doğru tartmak
37- Allah'ın azabından korkmak
38- Bir günlük nafakası (yiyeceği-içeceği) olmayana sadaka vermek
39- Allah'ın rahmetinden ümid kesmemek
40- Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak
41- İçki kullanmamak
42- Allah'a ve müminlere su-i zan etmekten sakınmak
43- Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak
44- Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsi mukarenette bulunmamak
45- Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak
46- Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek
47- Kibirlilik etmemek
48- Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak
49- Beş vakit namazı muhafaza etmek
50- Zulm ile halkın malını yememek
51- Allah'a şirk (ortak) koşmamak
52- Riyadan (gösterişten) sakınmak
53- Yalan yere yemin etmemek
54- Verdiği sadakayı başa kakmamak

  

 


Dünyada hangi dinlerin ne kadar nüfusu bulunuyor? 

Dünyada toplam 4300 din ve mezhep bulunuyor. Semavi dinler ve diğer inanç sistemlerinin yanı sıra inançsızların da yer aldığı grupların nüfusları şöyle: 

HIRİSTİYAN: 2.1 milyar

Katolik: 1 milyar 50 milyon
Ortodoks: 240 milyon
Afrika yerli tarikatları: 110 milyon
Protestan: 540 milyon

MÜSLÜMAN: 1.3 milyar

Sünni: 940 milyon
Şii: 120 milyon
Ahmedi: 10 milyon
Dürzi: 450 bin

ATEİST-AGNOSTİK-DİN KARŞITI: 1.1 milyar

Bu kategori, herhangi bir dine bağlı bulunmayan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Hümanistler, deistler, panteistler ve özgür düşünce yanlıları da bu sınıfta yer alıyor.

HİNDU: 900 milyon

ÇİN HALK DİNLERİ: 394 milyon
Tek bir organize dine bağlı bulunmayan bu inançlar arasında Taoizm, Konfüçyanizm ve Budizm unsurları da bulunuyor.

BUDİZM: 376 milyon

İLKEL YERLİ DİNLERİ: 300 milyon
Yine tek bir organize dine çatısında toplanmayan bu geleneksel ve kabile temelli inançlar arasında animizm, şamanizm ve paganizm de var. 

GELENEKSEL AFRİKA DİNLERİ:100 milyon

SİH: 23 milyon
YAHUDİ: 14 milyon
BAHAİ: 7 milyon
CAİNİZM: 4.2 milyon
Şinto: 4 milyon
DİĞER: 28.6 milyon
İspiritizma, Zoroastrianizm, Cao Dai, Falun Gong, Tenrikyo, Neopaganizm, Rastafaryanizm, Scientology ve Üniter Evrenselcilik inançlarına sahip olanların rakamlarından oluşmaktadır. 

Kaynak: Brittanica Ansiklopedisi

 Zemzem suyunun esrarı çözülemiyor
 zemzem

Dünyanın en sağlıklı sularından olan zemzem suyunun esrarı çözülemiyor. 

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporlarına göre dünyanın en sağlıklı sularından olan zemzem suyunun esrarı, günümüz teknolojisindeki tüm araştırmalara rağmen çözülemiyor.

Kaynağı bulunamayan suyun denizden 80 kilometre uzakta olmasına ve çevresinde başka hiçbir kuyu olmamasına rağmen yıllardır kurumaması, araştırmacıları şaşkına çeviriyor. Sadece 1.5 metre derinliğindeki kuyudan hac mevsiminde milyonlarca hacı tüm su ihtiyacını karşılarken, su seviyesinde de hiçbir azalma olmuyor.
Açlığı gidermek için içenin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin de susuzluğunu gideren suyun esrarı bilim adamları tarafından inceleniyor. Avrupa'da laboratuarlarda yapılan araştırmalarda, zemzem suyunun çok az kükürt içerdiği tespit edildi. Amerika'da yapılan test sonuçlarına göre ise zemzem, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su olma özelliği taşıyor. WHO tarafından da zemzem, dünyanın en içilebilir ve sağlıklı sularından biri olarak açıkladı.
Fakat diğer sulara göre çok daha besleyici ve mineral barındıran suyun kaynağı ise halen araştırma konusu.


http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=282441 alınmıştır

 

Şair Nabi

Şair Nabi, zamanın paşalarından birinin iltifatına mazhar olur ve beraberce hacca giderler. O devirlerde hacca deve ile gidilir. Develerin sırtına yüklenen mahmil ismi verilen, iki kişinin rahatça yolculuk edebileceği bir semer vardır.
Nabi ile Paşa da böyle bir deve de yolculuk ederler. Nihayet bir seher vaktinde Medine topraklarına girerler. Nabi, Peygamberin kabrini ziyaret edeceğim diye heyecanlanır, mahmilin öbür tarafında ise Paşa yatmış uyuyor. Bu durum Nabi' yi mütessir eder.
"İki cihan güneşi bulunduğu topraklara geldik. Biraz sonra Medine şehrine gireceğiz. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?" diye düşünür ve bu heyecanla dudaklarından şu mısralar dökülür.
Sakın terk-i edebten kuy-ı mahbub-ı hudadır bu Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa' dır bu...
Nabi farkında olmayarak bu mısraları birkaç kere tekrarlar. Her tekrar edişte sesi biraz yükselir. Ve nihayet öbür tarafta uyumakta olan Padişah uyanır.
-Nabi ne oldu, ne söylüyorsun, der. Nabi de :
- Efendim, Peygamberimizin kabr-i sadetlerinin bulunduğu Medine şehrine geldik de, bazı şeyler hatırladım, bunları söyledim. Paşa da Nabi' nin heyecanına katılır. Abdest alıp yay olarak Medine sokaklarında Ravza-i Mutahhara'ya doğru yürürler. Bu esnada kulaklarına bir ses gelir. Durup dinlerler.
Gelen ses Mescid-i Nebevi'nin minarelerinden yükseliyor. Sesi dikkatle dinleyince, biraz evvel Nabi' nin söylediği mısraların müezzin tarafından okunduğu anlaşılır. İyice duygulanırlar. Paşa Nabi'ye şöyle seslenir.
-Nabi bu hal nedir? Nabi de:
-Bilmiyorum, der.
Her ikisi de sükût ederler ve beraberce minarenin kapısına girerler. Müezzin minareden inmesini beklerler. Müezzin inince:
-O söylediklerin ne idi, onları ne için söyledin, sebebi nedir, diye sorarlar. Fakat müezzin bir türlü söylemez. Ne kadar ısrar ederse de ,
"Söylemem, kafamı kesseniz de söylemem!" deyince:
-Ama, der Nabi, Bunları biraz önce ben söyledim. Sana kim söyledi. Bu sefer müezzinin tavrı ve şekli değişir heyecanla:
-Senin ismin Nabi mi? der. Evet cevabını alınca müezzin Nabi'nin ellerine, Nabi de müezzinin boynuna sarılır. Bu dehşetli manzarayı seyreden Paşa, dayanamayıp:
-Nereden bildin bunun isminin Nabi olduğunu, Allah aşkına söyle, der. Müezzin rüyasını anlatır.
-Efendim, akşam abdestli olarak yatmıştım. Biraz evvel Peygamberimizi rüyamda gördüm. Ya müezzin kalk yatma. Benim aşıklarımdan biri benim kabrimi ziyarete geliyor. Şu cümlelerle minareden onu istikbal et, dedi. Ben de hemen kalktım. Abdest aldım. Peygamberimizin iltifatına mazhar olan aşık kimdir diye düşünerek minareye koştum.


Zülkarneyn'in seddi

Hazreti Zülkarneyn Allahü Teâlâ'nın kendisine verdiği ilim ve hikmetle muhtelif kavimleri irşadla vazifelendirildi. Allahü Teâlâ yeryüzünde kendisi için bir hayli kuvvet ve kudret tahsis etti. Ona her şeyden önce yüksek gayesine eriştirecek maddî ve manevî vasıtalar ihsan etti. 
Hazreti Zülkarneyn Allahü Teâlâ'nın kendisine verdiği bu büyük vasıtalarla ilk önce garba doğru bir yol takip etti. Tâ gün batısına, batının iskân olunan mıntıkasına vardı. Oraya vardığı zaman güneşi balçıklı bir su havzası içine batıyor gibi gördü. Ve orada bir kavim buldu. Hazreti Allah kendisine: 
— Ey Zülkarneyn! Bu kavmin hâline göre ya onları azarlandırırsın, yahut haklarında afv ve ihsan ile güzel bir yol seçersin! buyurdu! 
Hazreti Zülkarneyn de: 
— Her kim zulümde bulunursa, muhakkak onu azarlandırılır. Sonra o zâlim, Rabbine iade olunur. Bir de Allah onu görülmedik, bilinmedik bir azâb ile azâblandırır. Amma her hangi bir kişi de imân edip iyi iş işlerse, ona da en güzel mükâfat vardır. Ve ona emirlerimizden en kolayını söyleriz, dedi. 
Hazreti Zülkarneyn Mağrib'de bu şekilde hükümran olduktan sonra kendisini Şarka ulaştıran bir yola düştü. Tâ gün doğuya, doğunun meskûn bulunan yerine kadar gitti, oraya varınca o, güneşi bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, Allahü Teâlâ onlara güneşin karşısında onun tesirinden koruyacak elbise ve bina gibi bir siper ihsan etmemiş, bir çit yapmalarını bile müyesser kılmamıştı. 
İşte Hazreti Zülkarneyn'in Şark'taki hükümranlık menkıbesi de Garb'teki gibidir. Onun yanında asker, harp âletleri ve saltanat gerekleri olarak daha neler vardı ki, onun tamamını Allahü Teâlâ'nın ilmi kaplıyordu. 
Sonra Hazreti Zülkarneyn Mağrib'le Maşrık arasında güneyden kuzeye doğru üçüncü bir yol takip etti. Nihayet Türk ilini şark tarafından sınırlayan iki dağ arasına vardı. Buraya vardığı zaman bu dağların birisinde Türk ırkından bir kavim buldu ki, onlar da kendi dillerinden başka söylenilen bir- sözü zor anlıyorlardı. Bu kavim tercümanları vasıtasıyla: 
— Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc denilen iki kavim diyarımızda hayvanlarımızı çalmak, mahsullerimizi tahrip etmek sûretiyle fesatlık yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir sed yapmak üzere sana ücret versek olur mu? Dediler. 
Hazreti Zülkarneyn: 
— Rabbimin beni sahip kıldığı mal ve iktidar çok hayırlıdır, ücrete ihtiyacım yoktur. Binaenaleyh siz bana icabeden kuvvetle yani inşâ malzemeleriyle yardım ediniz! Ben de ey Türkler, sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Haydi bana büyük demir parçaları getiriniz! dedi. 
Onlar da getirdiler ve yapı işi başladı, İki dağın iki tarafı birle-şinceye kadar Hazreti Zülkarneyn demirleri kullanmış ve halka: 
— Haydi körükleyin! diye kumanda etmiştir. Körüklenen şeyi ateş haline getirince: 
— Bana erimiş bakır getiriniz de icab eden yerlerine dökeyim, demiştir. 
Seddin inşâsı tamam olunca: 
— Artık şimdi onu ne aşmaya muktedir olurlar, ne de delmeye güçleri yetişir! diye teminat vermiştir. Hazreti Zülkarneyn sonra: 
— İşte bu sağlam sed Rabbim tarafından kullarına ihsan buyrulan bir rahmettir. Fakat her zaman Rabbimin emri gelirse, onu yerle yeksan eder. Rabbimin va'di ise haktır, demiştir. 
Hazreti Zülkarneyn'i bazı tarihçi ve tefsirciler Yunanh iskender ile karıştırma gibi bir yanlışın içine düşmüşlerdir. Kur'an-ı Kerîm'in yukarıdan beri gördüğümüz tebligatına göre, bizim bahsimizin mevzuu olan Hazreti Zülkarneyn dünyanın hem garbına hem şarkına hükmeden salih bir cihangirdir. Yunanlı iskender ile alâkası yoktur. 
Dikkati çeken diğer bir husus da, Zülkarneyn'in inşâ ettiği seddin hangi sed olduğu hususuna dair muhtelif rivayetlerin bulunmasıdır. Bu sed nerdedir, bugün mevcut mudur? Tarihî sedler müteaddit olduğu için Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen seddin bunlarla karıştırıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan en meşhurları Çin seddiyle Yemen'deki Me'rib Seddidir ki, hiç şüphesiz bunlar Zülkarneyn seddi değildir. Zira bunun Kur'ân'ın haber verdiği müstesna inşâ tarziyle Çin seddinin mimarî ve adî tarzı arasında büyük bir fark vardır. Ve Çinliler tarafından yapılmıştır. Me'rib Şeddi de değildir. Çünkü onun inşa tarzı da tarihî haberlere ve incelenen bakî eserlerine göre, birbirinden farklıdır. Yine ayrıca Ermenistan ile Azerbaycan’ın iki dağı arasındaki Demir Kapı ve Buharâ'nın ortasındaki Kokya Dağı bitişiğinde olduğu kaydedilen seddin de Zülkarneyn seddi ile alâkası yoktur. 
Hülâsa olarak bu sed, çok eski bir tarihin karanlıkları arasına gömülmüştür. Bugün onun mevcudiyetine kılavuzluk edebilecek hiç bir eser de yoktur. Kur’an’dan öğrendiğimiz; bu sed tarihî hayatını yaşayıp harabesine Allah'ın emir ve iradesi taalluk edince yerle bir olacağıdır. Kim bilir tarihî araştırmaların erişemediği her hangi bir devirde arz nasıl bir değişikliğe uğramıştır. Ancak kat'î olan bu seddin kuzeyde inşâ edildiğidir. 
Bu hâdisede adı geçen Ye'cûc ve Me'cûc de, bütün tarihçilerin ittifakla bildirdiklerine göre Nuh aleyhisselâmın oğlu Yafes zürriyetinden iki kabiledir. Tevrat'da bu şekilde bildirildiği gibi, islâm âlimleri de buna kaanîdir. Yer yüzünü kana boyayıp fesada veren Ye'cûc ve Me'cûc'un yalnız iki kabile değil müteaddit kabilelerden müteşekkil bir çapulcu halitasından ibaret olduğu da yine Kur'ân-ı Kerîm'in beyanlarından anlaşılmaktadır. 
Bu iki fesadçı kavmin kimler olduğuna dair rivayet ve görüşler de değişiktir. Hazreti Zülkarneyn'e sed yapması için teklifte bulunan Türklerin ifadelerinden anlaşılan bu kavmin Moğollar olmasıdır. Avrupalılara göre de, Batı Roma imparatorluğunu istilâ eden Hunlar'dır ki, bu görüş frenklerin böyle demelerine dayanmaktadır. Hindistan'ın en mümtaz âlimlerinden Mehmed Enver Koşmirî ise Rusların Ye'cûc, İngilizler ile Almanların da Me'cûci zürriyetinden olduklarını, binaenaleyh Ye'cûc ve Me'cûc'un mükerrer olarak vaki olduğu, Kur'ân'da zikredilen hurucun âhır zamanda meydana geleceğini ve bunun en şiddetlisi olacağını kaydetmektedir. Bütün bunlardan görülen o ki, Ye'cûc ve Me'cûc belâsı bütün bir insanlığa şâmil olan bir âfettir.

Kehf ve Enbiyâ Sûreleri)

Cahilliğin alametleri
Din büyükleri buyuruyor ki :
Bir kimsenin cahil olduğu altı vasfı ile anlaşılır.
1-Her şeye kızar.Taşa çarpsa taşa kızar.Hayvana kızar. İnsana kızar. Çabuk kızar ve bu kızgınlığını kolay kolay yenemez.
2-Faydasız söz söyler.
3-Sır saklayamaz.
4-Malı yerli yerince harcayamaz.
5-Herkese güvenir.
6-Dostunu düşmanını bilemez.Kötülerle arkadaşlık eder.

Hz.Ali'nin Oğluna nasihati:

Ey oğul Gizlide ve açıkta Allah'u Teala'dan kork!

Doğru söyle,zenginlikte ve fakirlikte iktisatlı ol.

Dosta ve düşmana adaletli davran! Çalışkan ol, darlıkta ve genişlikte Allah'u Tealanın takdirine rıza göster! Allah'u Teala'nın taksimine razı olan kimse kaybettiği şeyden dolayı üzülmez.
Azgınlık ve taşkınlık yapanın zararı kendinedir.

Kim başkasına kuyu kazarsa, oraya kendisi düşer.

Başkasının ayıbını araştıranın kendi çoluk çocuğunun gizli şeyleri ortaya çıkar.

Kendi hatasını unutan başkasının hatasını büyük görür.

Aklım bana kafidir diyenin,ayağı kayar ve düşer.

İnsanlara karşı kibirlenen hor ve hakir olur.

Nefsinin arzu ve isteklerini terk eden, hür olur.

Hasedi bırakanı insanlar sever.

Ey oğul!

Kanaat bitmeyen hazinedir.

Ölümü çok hatırlayan, dünyada az bir şeye rıza gösterir.

Sözüne ve işine itibar edildiğini bilen kimse ya hayır konuşmalı yahut susmalıdır.

Edep en iyi miras, güzel ahlak en iyi arkadaştır.

Ey oğul! Sıla-i rahmi terk etme! Afiyet on kısımdır: dokuzu susmak, birisi ise düşük ve bayağı kimselerle oturup kalkmayı terk etmektir.

Haramlardan sakınmayan kendisini zelil etmiş olur.

Ey oğul! İlmin başı rıfkdır, yumuşaklıktır.

Bela ve musibetlere sabretmek, imanın hazinelerindendir.

İffet fakirliğin; Şükür zenginliğin süsüdür.

g
Besmele-i Şerif'in 6 Sırrı Ne?

 besmele
Bismillahirrahmanirrahim yani "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" sözleri yalnızca dini bir ritüel mi yoksa mucizeler saklayan bir şifre mi?
Bismillahirrahmanirrahim yani "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" demek bütün işlerimizi de bir ibadet hükmüne çevirir. İlahiyatçı-yazar Cemil Tokpınar, besmele çeken bir kimsenin Allah'a (cc) dayandığını, O'nun adıyla hareket ettiğini söylüyor. Doç. Dr. Mustafa Karataş ise, "Allah kendi adıyla başlanan işlerde bereket, huzur ve kolaylık halk eder." diyor.

Allah (cc) bütün nimetlerini karşılıksız vermiş, kıymettar nimet ve mallarına karşı ise kullarından sadece zikir, şükür ve fikir istemiştir. 'Bismillah' zikir iken 'Elhamdülillah' ise şükürdür. Oysaki "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım" manasına gelen besmele, bir işe başlarken çoğu zaman unutuluyor. Allah'ın kendi adıyla başlanan işlerde bereket, huzur ve kolaylık vereceğini ifade eden ilahiyatçılar, bir işe besmele ile başlamayı alışkanlık hale getirmek gerektiğini belirtiyor.

Besmeleyle kul kendisini Allah'a emanet eder. Allah Teâlâ, kendi sözü olan Kur'an'a besmele ile başlar. Kur'an-ı Kerim'i gönderirken Peygamberimiz'e (sas) ilk buyruğu da, ''Yaratan Rabb'inin adıyla oku!'' olmuştur. Besmelenin "Bismillâhirrahmânirrahîm" ayetinin bir ifadesi olduğunu dile getiren ilahiyatçı-yazar Cemil Tokpınar, besmelenin Kur'an'da en çok tekrar edilen ayet olduğunu belirtiyor (Besmele Kuran-ı Kerim'de Neml suresinde geçen bir ayettir. Her surenin başında zikredilen besmelenin ayet olup olmadığı hususunda farklı görüşler zikredilmiştir.)

Tokpınar, "Besmeleyi çoğu zaman unutuyoruz, kullansak da besmelenin taşıdığı derin ve etkili manayı hissetmiyoruz. Hâlbuki besmelenin manası bir okyanus kadar geniştir. Bediüzzaman Hazretleri, 14. Lema'nın başında "Besmelenin 30 sırrını açıklayacaktım, ne yazık ki ancak 6 sırrını yazabildim." diyor. Bu muazzam kıymetindendir ki, geçmişteki salih insanlar, her fiillerine besmeleyle başlardı." şeklinde konuşuyor. Tokpınar, besmelede bütün isimlerin manasını taşıyan Lafzatullah ve Rahman-Rahîm isimlerinin olduğunu söylüyor. Tokpınar'a göre besmeleyi çeken bir kimse Allah'a dayandığını, O'nun adıyla hareket ettiğini, O'nun kudret ve iradesine teslim olduğunu ilan eder.

Kur'an-ı Kerim'de Tevbe Sûresi hariç bütün sûreler besmele ile başlıyor. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Karataş, Tevbe Sûresi'nde yer almayan besmele yerine Neml Sûresi'nin baş ve ortasında iki defa besmelenin yer aldığını söylüyor. Karataş, dolayısıyla Kur'an'da 114 sûre sayısı kadar besmelenin zikredildiğini belirtiyor. Besmelenin her şeyin anahtarı olduğunu ifade eden Karataş, "Allah kendi adıyla başlanan işlerde bereket, huzur ve kolaylık halk eder, o kişinin işleri rast gider. Kim besmele çekip işe başlarsa işi kolaylaşır. Besmeleyle yaptığımız sıradan işler dahi ibadet seviyesine yükselir. Allah Resulü (sas), "Besmelesiz başlanan her iş bereketsizdir/kökü kesiktir." buyurmaktadır." Evimize girerken, çıkarken, sofraya otururken, kısaca her hayırlı ve mubah işimizde hep besmele çekmeliyiz." diyor.



Besmeleyi Hayatımıza Nasıl Yerleştirebiliriz?

Yeryüzünün insanlığa Allah'ın bir emaneti olduğu ve O'nun adıyla yapılan işlerin hayrının görüleceği asla unutulmamalı.

Bulunulan ortamda besmele sesli söylenmeli. Örneğin sofraya oturulduğunda sesli besmele çekilebilir. Böylece başkalarına da hatırlatılmış ve yaygınlaşmış olur.

Peygamberimiz'in (sas) "Besmelesiz başlanan her iş bereketsizdir." hadisi unutulmamalı.

Hatırlatmak amacıyla telefon, çalışma masası vs. gibi yerlere euzu besmele yazılmalı.



İstanbul'un İlk Müslüman'ı Kimdi?
Peygamber efendimiz, Bizans imparatorunun yanı sıra İstanbul'da bir kişiye daha mektup gönderdi. Mektubu alan kişi o anda imana geldi.
Hz. Peygamber (sav) Bizans imparatoru Herakliyus’un yanı sıra Konstantıniyye (İstanbul)’den bir kişiye daha mektup gönderdi. Timeturk, birçok kişinin unuttuğu bu konuyu Türkiye’nin gündemine taşıyor. İslami kaynaklara göre, Hz. Peygamber Herakliyus ile birlikte Bizans’ın Konstantıniyye’deki baş papazı Autocrator’a (Arapça Dugâtur veya Bugâtur olarak okunur) bir mektup gönderdi. Dugâtur’un İstanbul’da büyük bir kilisesi vardı. Kiliseye imparator ve Bizans’ın üst düzey yetkilileri gelir, Dugâtur’dan dua alırlardı. Sahabe-i Kiram’dan Dıhyetü’l Kelbi Bizans İmparatoru’na mektup getirdikten sonra baş papaza uğrar ve Hz. Peygamberin ona verdiği mektubu teslim eder. Dugâtur, Dıhyetü’l Kelbi’nin getirdiği mesajı okuduktan sonra ona “Bana Kur’an’dan bir sûre yazın” dedi. Kelbi ona bir sûreyi yazdı. Dugâtur’da “Bu, bildiğimiz Allah’ın kitabı” dedi ve Müslüman oldu ama bunu süre gizledi. Daha sonra Müslüman oluşunu duyuran Dugâtur’a büyük tepki gösterilir. Hıristiyanlığa dönmese için baskılar yapılır ancak o bunu kabul etmez. Bizanslılar, İstanbulluları etkilemeye başlayan Başpapaz Dugâtur’u cezalandırmak için öldürür ve yakarlar. Ailesinden bazıları ve onun sayesinde Müslümanlar olanlardan bir kısmı uzun yıllar Müslümanlıklarını gizlerler. Birçok İslam kaynağında Dıhyetü’l Kelbi’nin başpapaz Dugâtur’a teslim ettiği mektup’ta şunların yazılı olduğunu kaydeder.
İşte o mektup:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Ey duğatur (autocrator?..) Piskopos! Allah’ın selamı iman eden üzerine olsun! Bu (sözün) devamı olarak bil ki Meryem’in oğlu İsa saf ve temiz Meryem’e nasib edip verdiği (indirdiği) Allah’ın Ruhu ve kelimesidir. Bana gelince ben, Allah’a İman eder, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Esbat’a vahyolunana ve bize indirilene inanırım. Aralarında hiç bir fark gözetmeksizin Musa, İsa ve diğer peygamberlere ulaşan vahye iman ederim. Biz o Allah’a teslim olmuşuz. Selâm hidayete tâbi olanlara."

Konuyla ilgili rivayetlerin geçtiği kaynakların bir kısmı: Ebu Nu'aym, Muntekâ, v. 31/b-32/a; Said bin Mansûr, Sünen, ikinci kısım, no: 2479, Heysemi, Mecmau'z-Zevâid, 5/306, 308'de Taberanî'den, Bezzâr ise Keşfu'l-Estâfdan (2/44, yazma) nakleder. İbn Hacer, İsâbe, üçüncü kısımda, dâd harfinde. Ayrıca konunun geçtiği bazı yabancı kaynaklar Caetani, 6/50 (ikinci altyazıda); A. Sprenger, c. 3, s. 266 (birinci altyazı); Viriginia Vaga Rivista degli Studi OrientalL 10(1923), s. 87-109.

Kaynak: TİMETURK
http://www.haber365.com/Haber/Istanbulun_Ilk_Muslumani_Kimdi/ alınmıştır

 
Âyetü’l-Kürsî; Önemi ve Fazîleti

Âyetü’l-Kürsî’nin kelimeler dizisi içinde taşıdığı en önemli sırlardan biri; Kelime-i Tevhid’dir. Lâ ilâhe illâllah anlatımını, Hayyu’l-Kayyûm esmâ-i İlâhîsi ile başlayıp Aliyyu’l-Azîm esmâsında tamamlamasıdır. Yalnız madde ilimlerindeki tıkanıklık bile bu çift çift verilen iki esmâyı anlamamaktan doğmaktadır denilebilir. Âyetü’l-Kürsî, bu iki çift İlâhî sıfatı, satırlarındaki hârika âhenk içinde perde açmaktadır.
Bu yüce âyet, evrenlerin her katında geçerli olan bir sigortadır. Yüce Rabbimiz’in âlemler üzerindeki tasarrufu ve mutlak hâkimiyet ve mâlikiyet gerçeğini çok açık bir şekilde dile getiren âyet, bu yönüyle iman ve amel tarzımızda da fevkalâde önemli bir anahtardır. Âyetü’l-Kürsî’yi ezberlemek, hatta mânâsını bilmek kadar, bir hataya düştüğünde onun engin tâlimâtını hatırlayarak hemen gerçeğe dönmemiz gerekir. Böylece Âyetü’l-Kürsî’nin gönlümüzdeki sigortasına sığınmış oluruz.

Âyetü’l-Kürsî, insanın gönlünde yer eden putlardan kişiyi arındırdığı gibi; kadere imanda da mü’mini en doğru çizgiye çeker. Kader gibi kavranması çok zor bir konunun en net açıklanması yine Âyetü’l-Kürsî’dedir. Âyetü’l-Kürsî, hep aziz sandığımız canımızı korumak için okunuyor. Halbuki, bu âyet canımızdan çok aziz olan imanımızın sigortasıdır. Âyetü’l-Kürsî’nin sonsuz sırrından yararlanmak için; özünde, gönlünde, çok içten, samimi bir imana sahip olmalı; ve onun mânâsını çok iyi bilip ona göre amel etmeye gayret etmelidir.
Âyetü’l-Kürsî, imanı koruyan sırlar taşır. Bilindiği gibi, imanın temeli tevhiddir. İnsanlar iman ettikten sonra tevhide karşı sıcak ilgilerini korumak zorundadır. Ancak olaylar karşısında, özellikle İslâm dışı düzen ve çevrenin sardığı günlük yaşamın akışı, çok kere nefsin tevhide saygısını sarsar ve de zaman içinde iman yavaş yavaş solar. Bu sarsıntının temelinde yanılgıların tümünü Âyetü’l-Kürsî yok etmektedir.
İmanımızı tehdit eden noktalara bir göz atarsak; İman edip tevhidi, yani Allah’tan başka gerçek anlamda güç olmadığını tasdik ettikten sonra, günlük hayatımızda hâlâ bazı etkileri güç sanabiliriz. Bunun en çok rastlanan örneği para ve siyasal güçlerdir. Bazı insanlar tâ Hz. İbrâhim devrinden beri siyâsî güçlere/tâğutlara teslim olmuş, bunları kaderlerini etkileyen kuvvetler olarak görmüşlerdir. Tüm peygamberler bu yanlış kanaati silmek için mücadele vermişlerdir. Günümüzde tevhîdî imanı canlı tutan tek din İslâm’dır. İşte Âyetü’l-Kürsî, zâhirdeki etkiler karşısında yanılgıya kapılmamayı emrediyor. Âyetü’l-Kürsî okuyan bir insan, -eğer okuduğunu şuurla okuyor ve anlamını düşünüyorsa- onun kalbe verdiği mesajları aracılığıyla tevhide sarılır ve hiç şaşmaz. Böylece Âyetü’l-Kürsî’nin koruyucu hikmetindeki en önemli sır tahakkuk eder. Âyetü’l-Kürsî’nin ve dolayısıyla Hayy ve Kayyûm olan Allah’ın isimlerinin tevhîdî bir imanla okunup değerlendirildiği durumda, iman zaaflarından insan korunmuş olur. Kalpteki diriliğin kımıldadığı hissedilir, diriliş ve canlanış insanı bütün yönleriyle etkiler. Âyetü’l-Kürsî’nin koruyuculuğundan yararlanmanın temel şartı, tevhid konusunda hataya sapmamaktır. Yani Allah’tan başka etkilere kulluk etmemektir. Âyetü’l-Kürsî’nin koruma sırrı, tevhid sırrında gizlidir. Bu âyet okundukça iman güçlenir, iman güçlendikçe bu âyetin hızfı, emân ve hikmeti okuyanı himâyesine alır.
Namazlardan sonra ve tesbihden önce Âyetü’l-Kürsî okumanın bir büyük hikmeti ise, bir tarz iman tazelemedir. Asr-ı Saadetteki İslâm kahramanlarının çağımız mü’minlerinden en önemli farkı, tevhiddeki ihlâstır. Bu tevhîdî ihlâs, bu yüce âyette en güzel şekilde ifade edilmiştir.[1]

[1] Haluk Nurbaki, Âyete’l-Kürsî Yorumu, s. 7-8. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri. 

 Gusül (boy abdesti)

Gusül, tepeden tırnağa kadar vücudun her tarafını hiçbir yer kuru kalmayacak şekilde yıkamaktır. Erginlik çağına gelmiş her Müslüman erkeğin ve kadının şu durumlarda boy abdesti alması gerekir.
1- Cünüplük; yani cinsi münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin (sperm) şehvetle vücut dışına çıkması.
2- Hayız (kadının adet görmesi) ve nifas (lohusalık) hallerinin sona ermesi.
Bu hallerde gusletmek farzdır. Bazı durumlarda da gusletmek, sünnet veya müstehabdır. Mesela; Hac ve Umre yapmak maksadıyla Mekke ve Medine'ye girmeden önce, hac mevsiminde Mina ve Müzdelife'de bulunmadan önce; yağmur duasından önce; herhangi bir hayırlı iş için Müslümanlarla bir araya gelmeden ve mübarek gecelerde gusletmek sünnet ve müstehabdır.
Namaz için alınan abdest "küçük abdest" kabul edilerek, gusle "büyük abdest" veya "boy abdesti" adı verilmektedir.


Guslün farzları


Guslün farzları üçtür.
1) Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak. 
2) Buruna su çekmek ve yıkamak. 
3) Tepeden tırnağa bütün vücudu yıkamak.
Vücut yıkanırken en ufak bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilmelidir. Aksi taktirde gusül yerine gelmemiş olur. Onun için kulaklar, göbek çukuru, saç, sakal ve bıyıkların dipleri iyice yıkanır.


Guslün sünnetleri


1) Gusle besmele ve niyet ile başlamak. 
2) Avret yerini yıkamak ve bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa onu temizlemek. 
3) Gusülden evvel abdest almak. 
4) Abdestten sonra, önce üç defa başa, sonra üç defa sağ, üç defa da sol omuza su dökerek her defasında bedeni iyice ovuşturmak. 
5) Guslederken çok fazla veya çok az su kullanmaktan kaçınmak. 
6) Kimsenin göremeyeceği bir yerde yıkanmak. 
7) Tenha bir yerde yıkanılsa bile, avret yerini açmamak. 
8) Guslederken konuşmamak. 
9) Gusl bitince bedeni bir havlu ile kurutmak 
10) Gusülden sonra çabucak giyinmektir.


Gusül abdesti nasıl alınır?


Guslün adabı aynen abdest adabı gibidir. Gusletmek isteyen kimse önce besmele çekerek gusle niyet eder. Ellerini bileklerine kadar yıkar ve üzerinde yapışıp kurumuş bir şey varsa onları temizler. Sonra herhangi bir pislik olmasa bile avret yerlerini ve uyluklarını yıkar. Sonra sağ avucu ile ağzına bolca su alarak iyice çalkalar; bunu üç defa tekrar eder; oruçlu değilse suyun boğazına ulaşmasını sağlar. Sonra yine sağ eli ile burnuna üç defa su çekerek iyice temizler. Bundan sonra namaz abdesti gibi bir abdest alır. Şayet yıkandığı yere su toplanıyorsa, ayakları, abdest alırken değil gusülden çıkarken yıkar. Abdest aldıktan sonra, önce başına, sonra sırayla sağ ve sol omuzlarına üçer defa su döker. Her defasında vücudun her tarafını iyice ovuşturur. Hiçbir yerinin kuru kalmaması için dikkat eder. Bunun için saçlarının, sakallarının diplerine, göbeğinin içine suyun ulaşmasını sağlar. Eğer vücudunun bir yerinde, herhangi bir yaradan dolayı ilaç veya sargı varsa ve fazla su bunlara zarar verecekse, bunların üzerinden suyu hafifçe geçirmekle yetinir; bu da zarar verirse sadece eliyle üzerini mesheder.

Gusülsüz yapılmayan işler

Cünüb bir kimsenin veya hayız ve nifas halindeki bir kadının bu durumdayken yapması haram olan hususlar, şunlardır:
1 - Namaz kılmak 
2 - Kur'an niyetiyle Kur'an'dan bir parça okumak (ancak dua niyetiyle okumak caizdir. Ayrıca Kur'an ayetlerini çocuklara kelime kelime öğretmek, Kelime-i Şehadet getirmek, tesbih ve tekbirde bulunmakta da sakınca yoktur).
3 - Kur'an-ı Kerîm'e ve onun en ufak bir parçasına dokunmak ya da tutmak (fakat bitişik olmayan bir kılıf veya kutu içerisinde ise tutmak caizdir)
4 - Kabe-i Muazzamayı tavaf etmek ve zaruret olmadığı halde bir mescide girmek .

Allah'ın lanetlediği şeytan, insanoğlunu doğru yoldan saptırmak için her şeyi yapar. Şeytan bu konuda yalnız değildir. Bir de onun çocuklar var ki, hepsinin görevi farklı farklı...

 Kâbe Dünyanın Merkezi

25 Temmuz 2012 / 09:46

Suudi uzmanların araştırma sonucu: Kâbe dünyanın merkezi.

kabe
 

Suudi Arabistan'da yapılan araştırmalar sonucu Kâbe'nin  Dünyanın merkezi olduğu iddia edildi. Uzmanlar Kâbe'nin dört köşesinin en ufak bir sapma olmadan pusuladaki dört ana yöne denk geldiğini ifade etti.

 Hacer-ül esved kâbe’nin en önemli köşesi

Umm el Kura Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. Halid Babtin, El Arabiya'ya yaptığı açıklamada, "Kâbe'nin iki ana köşesi, doğuya bakan Hacer-ül Esved köşesi ile güneye bakan Yemanî Köşesi'dir. Bu köşeler Hz. İbrahim döneminde atılan temeller üzerine inşa edildi. Irakî ve Şamî Köşeleri'ni ise Kureyşliler Kâbe'ye ekledi" dedi.
Hacer-ül Esved, Kâbe'nin en önemli köşesi. Zira hac ibadeti sırasında hacılar Kâbe'yi tavaf etmeye bu noktadan başlıyor ve tavaf bu noktada son buluyor.
Cennetten gelme taş

Hacer-ül Esved'in cennetten gelme bir taş olduğuna inanılıyor. Hacılar mümkünse bu taşa el yüz sürmeye, mümkün olmazsa da hiç değilse taşı uzaktan görmeye çalışıyor. Hacılar daha sonra Irakî Köşesi denilen kuzey köşesinde buluşuyor.
Dr. Babtin, "Hz. Muhammed, sağ eliyle Yemanî Köşesi'ne dokunur, oradan Hacer-ül Esved'e yürür ve dua ederdi. Daha sonra Hacer-ül Esved'e dokunur ve tavafına devam ederdi" dedi.

Şamî köşesi tavafın yarısı

Hacılar, hac sırasında tavafın yarısında Şamî Köşesi olarak da bilinen batı köşesine ulaşıyor. Buraya Şamî Köşesi adının verilmesinin nedeni ise o dönem Müslümanların Yakındoğu ve Mağrip Bölgesi'ndeki ülkeleri fethetme isteği... Batı köşesinin yönü tam olarak bu ülkelere işaret ediyor.

Hacer-ül Esved'de tavafı bitirmeden önce hacılar son olarak güneydeki Yemanî Köşesi'nden geçiyor. Buraya Yemanî Köşesi adı verilmesinin nedeni ise Yemen topraklarının İslam tarihine yaptığı katkı.

http://www.haber61.net/news_detail.php?id=119873 alınmıştır. 

Yeme içme adabı:

  1. Yemekten evvel ve sonra elini yıkamak,
  2. Yemeği kendi önünden almak,
  3. Sağ eliyle yemek,
  4. Lokmayı ağza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak,
  5. Lokmayı yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmamak ağzında lokma ile konuşmamak, 6. Suyu içmeden evvel bardağa bakmak,
  6. Suyu bir solukta içmemek,
  7. Bardağın içine nefes vermemek,
  8. Başkalarını tiksindirecek söz ve hareketten kaçınmak,
  9. Başkasının lokmasına ve yediğine bakmamak,
  10. Lokmayı ağzına korken kafasını tabağa doğru uzatmamak,
  11. Yemekte israf etmemek, lokmasını ve aldığı yemeği bitirmek,
  12. Ağzından bir şey çıkarmak gerektiğinde yüzünü sofradan çevirmek ve sol eli ile almak,
  13. Dişleriyle koparmış olduğu lokmayı yemeğe batırmamak.
  14. Helâlinden, temiz yemek ve Allah'a şükretmek,
  15. Sofra sahibiyse, utanmamaları için herkes yeyip bitirmedikçe sofradan el çekmemek ve kalkmamak (az yiyen biriyse ağır yemeli ve yer gibi davranmalı),
  16. Önce yaşça veya mevkîce büyük olanın başlaması,
  17. Mecbur kalmadıkça sokaklarda yemek yememek.

Osmanli Hanedan Vakfi alınmıştır


 

ALLAh Varmıdır? ALßert Einstein..

Üniversitede Prof. Öğrencilere sorar :

-'Var olan herseyi Allah mı yarattı?'

Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar.

-'Evet herseyi Allah yarattı!'

Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine 'evet efendim ' diye yanıtlar. Profesör devam eder;

-'Eğer her şeyi yaratan Allah ise ve şeytan var olduğuna göre şeytanı da Allah yaratmış olur ve çalışmalarımızda uyguladığımız 'Kesinleştirme 'prensibine göre de Allah şeytandır. 

Öğrenci böyle bir önerme karsısında şaşırır ve yerine oturur. Profesör ise öğrencilerine bir kez daha Allah'ın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur. 

Bu arada bir öğrenci ayağa kalkar ve

-Bir soru sorabilir miyim profesör? Der. Profesörde sorabileceğini söyler.

Öğrenci ayağa kalkar ve

-'Soğuk var mıdır? Diye sorar. Profesör;

-'Nasıl bir soru bu böyle, tabiî ki vardır ' diye yanıtlar.

-'Sen hiç soğuktan üşümedin mi?'  Öğrenci;

-'Aslında, fizik yasalarına göre soğuk yoktur. Yaşamda/realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz. Herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir şekilde enerji iletiyorsa onu deneyimler. Örneğin, Absolute 0 (-460 derece F) sıcaklığın kesin yokluğudur (hiç olmadığı seviyedir).Tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir. Soğuk yoktur, o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir' der ve devam eder,

— Profesör, karanlık var mıdır? Profesör;

-'Tabi ki vardır'. Öğrenci yanıtlar,

-'Korkarım gene yanılıyorsunuz efendim. Çünkü Karanlık ta yoktur. Yasamda/realitede karanlık ışığın yokluğudur. Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız. Gerçekte, biz Newton'un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz. Ama karanlığı ölçemeyiz. Bir basit ışık ışını karanlık bir mekânı aydınlatarak karanlığı kırmış olur yani karanlığı geçersiz kılar. Siz belli bir mekânın/uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz? Işığın miktarını ölçersiniz! Bu doğrudur değil mi? Karanlık insanlık tarafından, ışığın olmadığı yer/mekân için kullanılan bir kelimedir. Son olarak öğrenci profesöre gene sorar;

-'Efendim şeytan var mıdır? Bu kez profesör pek emin olamamakla birlikte yanıtlar;

-'Tabi ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde onu görürüz. Şeytan/kötülük bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğinin bir 
örneğidir. O, dünyadaki islenmiş tüm suçlarda, şiddette yer alır. Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey de değildir.' der. Öğrenci devam eder;

-'Şeytan yoktur efendim. Yani o kendi başına yoktur. Şeytan basit olarak Allah'ın yokluğudur. O aynen karanlık ve soğuk ta olduğu gibi insanın Allah'ın yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir. Allah şeytanı yaratmadı. Şeytan/kötülük insanın tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deney imlediklerinin bir sonucudur. O aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir. 
Onun için Allah vardır... 

Profesör yerine oturur. Genç öğrencinin adi ALBERT EINSTEIN'dir

..

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/